28 Ekim 2010 Perşembe

ALIŞ-VERİŞ GENİ

Alış-verişi sevmeyenimiz yoktur sanırım. Az yada çok sevenimiz vardır da günümüz koşullarında bu denli tüketici toplumuna dönüşmüşken, onda var bende yok psikolojisi benliklerimizi bu denli sarmışken hiç sevmeyenimiz yoktur diye düşünüyorum. İsrafın haram olduğuna vurgu yapıp bu yazımı başta kendim olmak üzere tüm bilinçsiz tüketicilere ithaf ediyorum.
Kapitalist düzene göre insanların mutluluğu yaptıkları tüketimle doğru orantılıymış gibi gösteriliyor. Peki gerçekten parayla saadet oluyor mu? Günümüzde parasız saadet olamayacığı kesin gibi gözüküyor da acaba saadete giden yol paradan mı geçiyor tartışılır...

İnsanlar bir toplum içinde yaşarlar, yaşadıkları toplumdan etkilenirler muhakkak. İnsanlığa  değerin üzerinde giydiği kıyafetin markasına, kullandığı cep telefonuna, bindiği arabaya göre verildiği bir toplumda tüketim canavarına dönüşmemek için kişinin kendini toplumdan soyutlaması gerekiyor sanırım. Ekonomi literatüründe gereksinimlerin sonsuz olduğunu düşündüğümüzde kişinin bu gidişe dur diyecek tek gücün kendi olduğunun farkına varması şart!!!
Alış-veriş yapmak artık sadece ihtiyaçları gidermek amaçlı değil bir nevi terapi etkisi yapıyor. Kişiler günümüzde alış-veriş yaparken dertlerinden tasalarından arınıyorlar, mutlu oluyorlar yada olduklarını sanıyorlar çünkü asıl sorun sabit gelirle sonsuz gider arasındaki farkın kart ekstresi şeklinde kişiye ulaşmasıyla gün yüzüne çıkıyor. Maddi çıkmaz bir süre sonra huzursuzluğa, şiddete dönüşüp önce kişiyi daha sonra ailesini ve bir süre sonra içinde yaşadığı toplumu kaos ortamına sürüklüyor.
Ama yok siz benim gelirim yüksek üçe beşe bakmam, istediğim kadar harcarım, tüketirim, istediğimi alır, yer, içerim böyle mutluyum diyorsanız yüksek gelirli ülkelere baktığımızda, halkın sağlıktan-eğitime, aile yapısına kadar yaşadığı problemleri göz önüne alırsak parayla saadet olamayacağını  anlıyoruz sanırım.
Huzur bulmak, mutlu olmak, prestij kazanmak, saygınlık görmek,vs. için yaptığımız tüm harcamalar bizi kısa süreli mutlu etse de aslında kısır bir döngünün tükettikçe daha çok tükettiren bir zincirin halkası haline getirmekten başka bir işe yaramıyor. Maddi olarak sağlanacak huzur bir noktada tıkanıyor. Kişinin manevi dünyasında da huzurlu olması için huzur arayışı içinde olması gerek, kendini zaman zaman soyutlayıp iç dünyasına dönmesi, iç güzelliğin dışına yansıdığını kendine hatırlatması gerek...
İnsanların açlıktan öldüğü bir dünyada bu kadar çok tüketerek onların yaşam hakkını ellerinden aldığımızı düşünüyorum. Ozon tabakasındaki delik, küresel ısınma, her yıl türeyen değişik hayvan isimleri taşıyan hastalıklar (kuş gribi, deli dana, kene-kırım kongo, domuz gribi vs.) hepsi doğanın dengesini bozduğumuz bilinçse tüketip doğal dengeye zarar vermemizden kaynaklanıyor sonuçta.
Alış-veriş çılgınlığının tıp literatüründe tedavi gerektiren bir hastalık olarak kabul edildiğini hatırlatır, az ama öz tüketim yapmak, bilinçli tüketicilere dönüşebilmemiz hayaliyle yazımı sonlandırım.
En acısı da ne biliyor musunuz? Bu yazıyı yazdıktan sonra ertesi gün soluğu bir alış-veriş merkezinde alıp 'Aaaa bu çok güzel aaaa bu da çok güzel ama bu da çok güzel karar veremiyorum o zaman hepsini alıyorum' diyecek olmam. :(
Benimkisi bile bile lades yani yatacak yerim yok. :P Ne diyim Allah akıl fikir versin. :(
Keşke alış-veriş çılgınlığı geni olsa daha doğmadan ultrasonda farkedilip anne karnında yok edilse çocuklar dünyaya alış-veriş çılgınlığına karşı bağışıklık kazanmış bir şekilde gelse. ((((:
photo

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder