30 Aralık 2010 Perşembe

Bilgisayar Başında Yemek Yemeyin!!!

Bilgisayar başında yemek yemeyin !!!!
Bilimcilere göre bilgisayar başında yemek yiyenler tokluk duygusunu daha geç hissediyor. Bilimciler, bilgisayar karşısında yemek yemenin, tokluk duygusunu azalttığı konusunda uyarıda bulundu.
 İtalyan Corriere della Sera gazetesinde çıkan habere göre, işte, evde ve hatta restoranlarda gözlerini bilgisayar ekranından ayırmadan yemek yemeyi alışkanlık haline getirenlerin sayısının gitgide arttığı günümüzde, bu konuda bir araştırma yapan bilimadamları, bunun pek de sağlıklı olmadığını ortaya koydu.
İngiltere'deki Bristol Üniversitesinde görev yapan
 bilimadamları, iki gruba ayırdıkları katılımcılara aynı menüden oluşan bir öğle yemeği verdi.
İlk gruptan yemeklerini bilgisayarda oyun oynarken yemelerini isteyen araştırmacılar, diğer gruptakilerin ise normal bir şekilde, masa başında yemek yemelerini sağladı.
Araştırmada, yemeğin ardından ilk gruptakilerin tokluk hissinin diğerlerine göre çok daha az olduğu ve bu kişilerin yemekten yarım saat sonra çok daha fazla sayıda bisküvi atıştırdıkları gözlemlendi.
İnsanın yemek yerken dikkatini başka bir eylemde yoğunlaştırmasının, farkında olmadan daha fazla kalori almasına neden olduğunun altını çizen araştırmacılar, bilgisayar başından kalkmadan yemek yiyenlere uyarıda bulundu.

25 Aralık 2010 Cumartesi

Son Trend: Alışveriş Yapmamak!!!

Gülse Birsel'i çok severim ta GAG döneminden beri. Akıllı bayandır. (: Sizlerle de ne zamandır paylaşmak istediğim alış-veriş çılgınlığımıza ayna tutabilecek bir yazısı vardı. Yazının orjinaline bu adresten ulaşabilirsiniz.


http://www.sabah.com.tr/Pazar/Yazarlar/birsel/2010/08/15/alisveris_merkezleri_mutluluk_satar_mi

Amerika'nın son alışveriş trendi: Alışveriş yapmamak! Hatta eldeki mallardan da kurtulup, hayatı sadeleştirmek! Kriz sonrası, çalışanlar, gelirlerinin daha büyük bir bölümünü harcamayıp biriktirmeye başlayınca, ABD'li üreticilerin etekleri tutuşmuş! Şu ara yapılan çoğu tüketici araştırmaları "Bu adamlar ne satın alırlarsa mutlu olurlar?"la ilgili. Ortaya çıkmış ki bir servis almak, mal almaktan daha faydalı insan doğasına. Yani bir ayakkabı yerine kutu oyunu, pahalı bir çanta yerine spor salonu üyeliği, araba yerine seyahat, ruj yerine sinema bileti, insanları daha mutlu ediyor! Bir tecrübe satın almak, kişiye daha yoğun ve uzun süreli bir tatmin sağlıyor. Üstelik 'Mal edinme'nin mutluluk getirmediğini öğrenen 'dünyanın en çok satın alan halkı', kocaman otomobillerini, dört oda bir salon evlerini, 48 parçalık yemek takımlarını, doğrayan parçalayan karıştıran onlarca mutfak aletlerini satıp, ayrı bir oda haline gelmiş gardıroplar dolusu giysilerini fakirlere bağışlayıp hayatlarını sadeleştiriyor. Bazı aileler 40 metrekare bir evde, dört tabak, dört bardakla ve işe bisikletle gidip gelerek yaşamanın onları hiç olmadıkları kadar mesud ettiğini iddia ediyor. Bu esnada biriktirdikleri parayı yoga derslerine ve tatillere harcıyorlar.


YÜZ EŞYAYLA YAŞAMAYA DAVET!
Bir internet sitesi, tüketicileri sadece ve sadece 100 adet kişisel eşyayla yaşamaya davet ediyor! Yani kıyafet, kozmetik, ayakkabı, kitap, kalem, her şey toplam 100 parça edecek. Sitenin çağrısı büyük ilgi görüyor ve internet kullanıcılarından hatırı sayılır sayıda bir grup, kişisel eşyalarını hayır derneklerine bağışlayıp hayatlarındaki kalabalıktan kurtuluyor. Hikâye, psikologlara göre şu: İnsanlar, iyi ya da berbat, yaşamlarındaki tüm değişikliklere çabucak alışıyor ve doğalarında var olan sabit mutluluk seviyesine bir an önce ulaşmaya çalışıyorlar. Ebeveynlerinden birini kaybeden bir insanın bir süre sonra eski mutluluk ve neşesine kavuşması da bu yüzden, yalı alanın birkaç yıl sonra yalıda oturmayı kanıksayıp eskisi kadar 'mutsuz' olması da! Yani para mutluluk getirmiyor denemez ama parayla satın alınan mallar mutluluk getirmiyor! Şan dersleri, seyahatler, piknikler, tiyatro oyunları filansa başka! Farklı tecrübeler hayatı zenginleştirip memnuniyeti yükseltiyor! Los Angeleslı filmci Roko Belic dünyayı dolaşıp Happy (Mutlu) isimli bir belgesel üzerinde çalışıyor. New York Times gazetesinin haberine göre San Fransisco'nun kalburüstü semtlerinden birindeki evini bırakıp, hayatını tamamen değiştirip, Malibu plajında bir karavana taşınmış! Haftada üç dört gün sörf yapabildiği için şu anda ufacık karavanda çok daha mutlu bir hayat yaşadığını anlatmış.

SANKİ ALIŞVERİŞ İÇİN YAŞIYORUZ
Bittabi, herkes gider Mersin'e, biz... Şu anda ülkede tam bir AVM patlaması yaşanıyor. Buluşmalar, sosyalleşmeler, hafta sonu aile gezmeleri, her tür eğlence hep alışveriş ve merkezleri etrafında dolanıyor. İndirim dükkânlarının kapısındaki kuyruk ve izdihamlar da cabası. Geçen gün haberlerde, yastıkların 1 TL'ye satıldığı bir indirim dükkânında birbirini ezen kalabalığın arasından bir ev kadını, bağırarak kameralara anlatıyor: "Ben altı tane kapabildim, iki oğlum var, onlar da ikişer tane aldı, keşke 10 tane daha taşıyabilseydik! Muhtemelen dört kişi olan bu ailenin 20 adet yastıkla ne yapacağı ise meçhul! Türkler artık mümkün olduğu kadar çok malı, mümkün olduğu kadar çabuk alıp, evlerine götürmek için yaşıyor! Alışverişe niyeti olmayan bile vitrin bakıp hayal kuruyor. Konsere gidip keman çalmayı, müzeye gidip ressam olmayı hayal eden pek az. Hayat amaçlarımız genelde "Bazı ürünleri edinmek," üzerine kurulu. 70'li yıllarda bir siyah beyaz televizyon, bir adet buzdolabı, merdaneli çamaşır makinesi ve salonda üzeri tığ işi örtülü sabit hat telefonu olan her aile kendini son derece zengin ve konforlu hissederdi. Sonra işler yavaş yavaş değişti. Artık cep telefonu bu yılın modeli olmayan vatandaşın devlete isyan edesi var. Almaya doyup 'hayatı sadeleştirme' aşamasına ne zaman geliriz, o meçhul.
kaynak: http://www.sabah.com.tr/Pazar/Yazarlar/birsel/2010/08/15/alisveris_merkezleri_mutluluk_satar_mi http://www.sabah.com.tr/Pazar/Yazarlar/birsel/2010/08/15/alisveris_merkezleri_mutluluk_satar_mi

22 Aralık 2010 Çarşamba

Facebook'ta bu kişileri eklemeyin!

Facebook her ne kadar bütün dünyayı saran bir ağ haline gelmiş, tanıdığınız hemen herkes orada buluşmuş olsa da, herkesin arkadaşlık teklifini kabul etmek, oradan size gönderilen her davete katılmak zorunda değilsiniz. Bir kere her şeyden önce sosyal ağınızdan çıkarmanız gereken insanlar olduğunu kabul etmelisiniz. Ve bir daha asla Facebook’ta arkadaş olmamanız gereken...

Çünkü herkesle aynı mesafede bir arkadaşlık kuramayacağınız gibi samimi arkadaşlarınız arasında göze batmayan size ait fotoğraflar ve videolar bazıları için ve tabii dolaylı olarak sizin için sorun haline gelebilir.

İşte tüm bu sıkıntıları yaşamamak için Facebook’ta arkadaş olmamanız gereken insan tipileri

Anne babanızın arkadaşları

Sizi çok küçük yaşlarınızdan beri tanıyan bu arkadaşlar, eski dönemlerinizle ilgili, hoşunuza gitmeyen
 konulardaki yorumları sayesinde sizi yaşıtlarınızın önünde utandırma potansiyelini her zaman taşırlar. Üstelik ailenizin görmesini istemeyeceğiniz fotoğraflarınızı, arkadaşlarının görüp de onlara iletme olasılığı da pek düşük değil doğrusu.

Dedikoducu akrabalar
Diğer aile bireylerine sizin dedikodunuzu yapabilecek akrabalarla Facebook’ta arkadaş olmayın. Halanızın ya da dayınızın, garip bir tiple birlikte barda çekilmiş fotoğrafınızdan çeşitli yorumlar eşliğinde haberdar olmasını istemezsiniz, değil mi?

Tehlikeli yabancılar

Sırf güzelliğinizden ötürü sizinle arkadaş olmak isteyenlere onay vermeyin. Arkadaşlık davetinin yanı sıra profil fotoğrafınızdaki görüntünüz hakkında yorum yapıyor, güzelliğinizi övüyor ve size “potansiyel tehlike” olduğunu hissettiriyorsa, arkadaşlık teklifini görmezden gelin. Aslına bakarsanız, sizinle arkadaş olmak isteyen tüm yabancılardan uzak kalmanız iyi. Ne de olsa yabancı eşittir tehlike.

Ortak arkadaşlarınız olan yabancılar

Bir ya da birkaç ortak arkadaşınız var diye sizinle arkadaş olmak istemek neden? Facebook, hiç karşılaşmadığınız biriyle arkadaş olmak için bir köprü mü? Tabii ki hayır. Üzgünüz, atılgan ve girişken Facebook insanları!

Patronunuz
Facebook’ta arkadaş olmamaya en çok dikkat etmeniz gereken kişidir kendisi. Öyle ya, ne de olsa statünüze, çalışmaktan ne kadar yorulduğunuz ya da şirketten şikayetçi olduğunuz bilgisini yazmak isteyebilirsiniz zaman zaman. Veya hasta olduğunuz bahanesiyle işten kaytardığınız bir gün, Facebook’ta adınızın yanına “filanca kafede yiyip için eğleniyor” gibi bir şeyler yazmak tehlike arz edebilir.

Hayatı çocuğunun etrafında dönenler

Bu tarz Facebook arkadaşları, en sıkıcı kişilerdir. Güncelledikleri durum bilgisi sadece çocuklarıyla ilgili bir şeydir. Sürekli çocuklarının fotoğraflarını yükler ve onlara methiyeler düzerler. Takipçileri olan benzer kişiler de “ayy ne tatlı, şeker şey” benzeri yorumlardan öteye geçmeyerek sıkıcılığın dozunu bir kat daha artırırlar. Bu tarz insanlar adeta bize verilmiş birer ceza, aynı zamanda eğlence kırıcıdırlar. Ne de olsa Facebook bizim için küçük çaplı bir neşe bulma kaynağı, değil mi?

İş hayatınızla ilgili kişi
Profesyonel çalışma hayatınızda tanıdığınız ve sadece iş konusunda diyalog kurduğunuz biriyle Facebook’ta arkadaş olmak kadar tuhaf bir şey olamaz. Diyelim ki sadece bir kez işinizin düştüğü ve bir daha görme ihtimalinizin çok düşük olduğu bir müşteriniz... Onu ne kadar ilgilendirir ki, sizin bugün kedinizi veterinere götürdüğünüz bilgisi! Ya da sizi ne kadar ilgilendirir ki, ailece gittiği pikniğe ait fotoğraf kareleri..

Aşırı uçlardaki politik kişiler
Elbette sosyal paylaşım ağları arkadaşlık misyonunun yanı sıra günümüzde birer propaganda aracı haline de geldi. Ancak aşırı uçlardaki politik kişilerin Facebook sayfanızı propaganda web sitelerine giden bir yığın linkle doldurmasını istemezsiniz, değil mi?

Okul yıllarında sevmedikleriniz

Okul arkadaşlarıyla Facebook’ta arkadaş olmalar bir başlayınca zincir uzuyor ve pek çok eski arkadaştan davet geliyor. Zaman geliyor, o sizi tanısa da siz onu hatırlamıyorsunuz. Ancak bazen öyle bir hatırlıyorsunuz ki... Her şey hafızanızda dipdiri. Hiçbir zaman sevmediğiniz, arkadaş olmadığınız, her hareketiyle sizi sinir eden biri. Şimdi onunla Facebook’ta arkadaş olmak size ne kazandıracak? Bunca yıldan sonra Facebook hatırına yeni bir arkadaşlık mı kuracaksınız? Tabii ki hayır.

Küs olduğunuz biri
Küslüğünüz belki ta okul yıllarına dayanıyor... Yurttaki oda arkadaşınız... Herhangi bir mesaj yazmadan, özel herhangi bir not göndermeden, sadece bir arkadaşlık daveti ise size ulaştırdığı, 10 yıl sonra affedilmeyi hak etmiyor demektir. İyisi mi, her şey eskisi gibi kalsın.

Kaynak:internethaber.com

14 Aralık 2010 Salı

YE, İÇ, MUTLU OL!

şekilde sağlıklı yemek yiyen bi bebeğin mutsuzluğunu görmektesiniz:))
Hazır yemek ve şekerli içecekler çocuklarımızı şişmanlatıyor olabilir, ancak aynı zamanda onları mutlu da ediyor..Tayvan Ulusal Üniversitesi ve Arkansas Üniversitesi' nden araştırmacılara göre, sağlıksız yiyecek ve içecek tüketimini azaltarak çocukluk çağı obezitesini engellemeyi amaçlayan programlar, çocukları mutlu edecek başka yöntemler kullanmaları durumunda daha etkili olabilir.

Çocukluk çağı obezitesi dünya çapında önemli bir sağlık sorunu. Araştırmacılar, sağlıksız beslenme alışkanlıkları ve
 çocukların psikolojik sağlıkları arasındaki ilişkiyi incelediler. 2001 yılında Tayvan' da yapılmış bir anketin verileri kullanılarak, 2-12 yaş grubundan 2366 çocuğun hazır yemek(patates kızartması, pizza, hamburger) ve şekerli içecek(gazoz ve benzeri asitli içecekler ile şekerle tatlandırılmlş diğer hazır içecekler) tüketiminin vücut ağırlıklarına ve mutluluk seviyelerine etkisini araştırdılar.

Ankete katılanların %25 'i fazla kilolu ya da obez, yaklaşık %19'u ise kendisini çocukluklarında mutsuz, üzgün ya da karamsar hisseden çocuklardı.Çalışmanın en önemli bulgusu, hazır yemek yiyen ve şekerli içecek içen çocukların fazla kilolu olma olasılıklarının daha yüksek, mutsuz olma olasılıklarının ise daha düşük olduğuydu.

Bu araştırma verileri dikkate alınarak çocukların genel sağlığını iyileştirmeyi amaçlayan programların, onların mutluluklarını feda eden obeziteyi azaltmak için bu bulguları dikkate almalarının gerekliliği ortada..  

9 Aralık 2010 Perşembe

"TOCCA"LAŞMAK...


photo
İletişim çağında yaşıyoruz. Her saniye bir iletişim içindeyiz desek çok da abartmış olmayız aslında. Türlü türlü şekillerde iletişim kuruyoruz dış çevreyle hatta kendimizle. Sözlü iletişim, sözsüz iletişim, vs. vs. Beden dilimiz de bize sözsüz iletişim kurmamızda oldukça yardımcı oluyor.
Herkesin kendisini bir ifade ediş biçimi var. Yakın çevremizdeki sevdiklerimizi sarılmak, öpmek istiyoruz ama bunun dışında resmi olduğumuz insanlarla temas kurmak için genelde tokalaşıyoruz. El sıkışmak resmiyetle samimiyet arasındaki ince çizgide temas kurmak için iyi bir aracı rolü üstleniyor. Anladığınız üzere bugünkü konumuz tokalaşmak / el sıkışmak. Neden el sıkışırızın cevaplarını arayacağız hep birlikte...



Ufak bir google turundan sonra bilirkişi hep bir ağızdan şu noktada odaklaşmış:
Tokalaşmanın çağlar öncesine dayandığını, fi tarihinde eli silah tutan erkeklerin ellerinde silah olmadığını karşı tarafa göstermek için silah tutan sağ ellerini karşı tarafa uzattıklarını, buna karşılık diğerinin de aynı hareketi yaptığını, ani bir silah çekme olayını önlemek içinde birbirine boş bir şekilde uzanmış bu ellerin birbiriyle sıkı sıkıya tutuşması sonucu tokalaşmanın temellerinin atılmış olması. Mesaj: Silahsızım ve dostum. Bu haberin kaynağını bulamadım, herkes birbirinden yayınlamış sanırım. (: Doğruluğunu denetleyemedim o yüzden ama mantıklı geldi bana ilk etapta. 
Araştırmamı google'ın derinliklerine inip genişlettikçe şu hadis-i şerifle karşılaştım:
"Selamlaştığı insana sağ elini uzatmak, işaret ve baş parmağı arasındaki boşluğu karşıdaki insanın aynı yerine temas ettirmek. Çünkü bu yerlerde muhabbet damarları vardır. "
Bu hadis-i şerifinde kaynağını bulamadım, salih hadis mi bilemedim ama burada bahsedilen durum bizim bildiğimiz anlamda el sıkışmanın ta kendisi değil mi? Yoksa ben mi yanılıyorum onu da bilemedim.
İslam dininin selamlaşmaya ne kadar çok önem verdiğini bilmeyenimiz yoktur. Müslüman kardeşler arasında bir bağ kurmanın ilk adımı belki de. Müslümanların  hiç tanımadığı, bilmediği ırktan, dilden, ülkeden bir müslüman kardeşleriyle bile sadece "Selamun aleyküm" diyerek iletişim kurabildikleri, yüzlerinde tebessüm oluşturabildikleri, görülmeyen bir bağ, karşılıklı duygu alış-verişi yaşanmasına sebebiyet verdikleri şüphesiz. Dolayısıyla eğer bu salih bir hadis ise gerçekten bu noktalarda muhabbet damarları var ise tokalaşmak bir mana kazanmaya başlıyor.
Bugün beden dilinde de el sıkışmak önemli bir konu. Sadece kişinin tokalaşma şekline bakarak bile kişilik analizleri yapılabilmekte.
Karşı cinsle tokalaşma konusunun caiz olup olmadığı ise hala gereksiz bir şekilde tartışıla dursun (ki gayet açık aslında islamın bakış açısı ilgili konuya yorum yapmak, nedenlerini aramak bana düşmez) hemcinslerimle de tokalaşmam ben.  Zaten solağım hemcinslerim dahi ellerini uzattıklarında ben gayri ihtiyari sol ile karşılık verince ufak bi karışıklık oluyor sonra gülümsemeler falan el sıkışmaktan kurtuluyorum (: , e!hijyen zaten başlı başına bir sorun. İnsanın her an elini yıkama lüksü olmuyor ki... Yok yok hiç bana göre değil, ben gulyabaniliğimle başbaşa mutluyum. ((:
Tüm bunları araştırırken el sıkışmak neyse de neden tokalaşmak denmiş adına diye merak ettim tabi. (: Yılmadım onu da araştırdım. İtalyancada "tocco" dokunma demek. Tokalaşmak kelimesi bize de "tocco" dan türemiş yani. (: Tasvip etmesem de kadeh tokuşturmakta yine bu kelimeden türemiş. :pMadem öyle bildiğimiz tokayla tokalaşmanın bir bağlantısı var mı diye de merak ettim. Mantıken toka saçlarımızı birleştiriyor, tutuyor, tokalaşırken de ellerimiz birbirini tutuyor dedim bi araştırdım. Toka 1700lerin başında İtalyan Tony Tocca tarafından bulunmuş, Tony karısının keçe gibi uzun kıvırcık saçlarından rahatsız olmakta ve bu konuda bir şeyler yapmak istemektedir. Bundan yola çıkan Tocca tokayı icat etmiş ve adını tocca koymuştur. (kaynak)  Aralarında direkt bağ yok görmüş olduğunuz gibi (: Ama gereksiz bilgiler stoğunuza bir yenisini eklemiş oldum bu sayede.

2 Aralık 2010 Perşembe

FACEBOOK'UN KORKUTAN YÜZÜ

ABD'de yapılan bir araştırma, ülkedeki boşanmaların beşte birinin sebebinin sosyal paylaşım ağı Facebook olduğunu ortaya koydu.
Amerikan Boşanma Avukatları Akademisi tarafından yapılan araştırmaya göre, flört içeren mesajlar ve fotoğraflar Facebook yüzünden boşanmaların nedenlerinin başında geliyor.

Araştırmada ayrıca Facebook yüzünden boşanmaların çoğuna, yıllardır görüşülmeyen eski sevgililerle temasa geçmenin de yol açtığı belirtildi.
Avukatlar, boşanma davalarında Facebook'un kanıt için en büyük kaynak olduğunu, bunu MySpace ve Twitter'ın takip ettiğini bildirdi.

Kaynak:ntvmnsbc

26 Kasım 2010 Cuma

PERFORMANSINIZI ÖLÇME KILAVUZU:)))

İşsizlik hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde karşılaşılan önemli problemlerden biri olmaya devam etmektedir. Büyük firmalar, şirketler ve kurumlar eleman alırken bireylerin performanslarını ölçen, bireylerin sistem üzerinde kontrolünü hesaplayan ve çalışanların yüksek donanımlı olmalarını ön planda tutan bir değerlendirme yaparak çalışanlarını seçmektedirler. Bir çalışanın başarı ölçeği de diyebileceğimiz performans değerlendirme terimleri aşağıda açıklamalarıyla yer almaktadır…..


MOTİVASYONU YÜKSEK
Sazan gibi her şeye atlayan, bilumum angarya yüklenebilen şahsiyet..

ETKİLİ SUNUŞ TEKNİĞİNE SAHİP
Ortalamanın üzerinde güzel/yakışıklı kişi; cillop gibi..


ZAMANI İYİ KULLANABİLEN
Müdürün ruhu bile duymadan, mesai saatleri içinde kahve içip fal baktıran, internette gezip soliteire oynayan, icabında kuaföre gidip saç baş bile yaptıran yaratıcı, neşeli, eğlenceli kişilik. Ha bi de saat 5 oldu mu bi dakika bile durmaz ve çıkar gider bu tipler..

İŞİ HER ZAMAN BİRİNCİ ÖNCELİKLİ
Flört bulamayacak kadar tipsiz(çirkin)..

BAĞIMSIZ ÇALIŞABİLİR
Kimse tam olarak ne iş yaptığını bilmez..

SÜRATLİ DÜŞÜNEBİLİR
İyi bahaneler uydurur..

DİKKATLİCE DÜŞÜNÜR
Kararsız, karar verme yetisine sahip değil..

MANTIĞINI İYİ KULLANABİLEN
İşi başkasına yaptırır..

BEDEN DİLİNİ KULLANABİLEN
‘Bi su alabilir miyim’ derken bile kaşı gözü oynayan sakat kişilik, ne yapacağı belli olmaz..

PROBLEM ÇÖZME YETENEĞİ OLAN
Havuz Problemi çözerek büyümüş olduğundan her konuda çözecek bir problem arayan, rahatsız mizaçlı kolej talebesi; problem çözebiliyorsa, problemde çıkarabilir. Dikkatle izlenmesi lazım gelir..

TAKIM ÇALIŞMASINA YATKIN
İki eliyle bi işi doğrultamayan, lakin kalabalığın arasında kaynamayı becerebilen ve iş yapıyo imajı çizebilen, çakal..

STRESLE BAŞA ÇIKABİLEN
Dünya yansa umurunda olmayan rahat kişilik, gevşeklikte ve lakayitlikte sınır tanımayan..

DIŞARIYA AÇIK BİR KİŞİLİĞE SAHİP
Sürekli ofis dışında, arazi..

İYİ İLETİŞİM BECERİLERİNE SAHİP
Sürekli telefonla konuşur..

DEĞİŞİME AÇIK
Yalaka, bukalemun, fırıldak kişilik..

KOÇ’LUK YAPABİLİR
Ara gaz verip çalışanları fazla mesaisiz çalışmaya ikna edebilen hin oğlu hin..

SADIK VE GÜVENİLİR
Başka yerde iş bulamamıştır..

UYUMLU
Suya sabuna dokunmayan, etliye sütlüye karışmayan silik kişican, TRT’nin beraber ve solo şarkılar korosunda 30 yıl soloya çıkmadan durabilir, otistikte olabilir..

ORTALAMA BİR ELEMAN
Kafası pek basmaz..

ÜSTÜN NİTELİKLERE SAHİP
Şimdiye kadar önemli bir hata yapmadı çünkü sorumluluk almadı..

LİDERLİK YETENEĞİNE SAHİP
Uzun boyludur veya bağıra çağıra konuşur..

SOSYAL HAYATTA AKTİF
Sürekli kafa çeker..

NEŞELİ SEMPATİK
Belden aşağı pek çok fıkra bilen..

KARİYERİNE ÇOK ÖNEM VEREN
Adamı arkadan bıçaklayabilir..

ETKİLİ SATIŞ BECERİLERİNE SAHİP
Ağzından girip burnundan çıkarak müşterileri kandırabilen tilki şahsiyet, her şeyi hatta sizi de satabilir..

TEMSİL YETENEĞİ OLAN
Her toplantıda basına demeç veriyormuşçasına havalara giren, kendini bi şey sanan kişilik..

MÜŞTERİ ODAKLI
Şirkete karşı müşterilerle ittifak yapan hain tip; brüts..

alıntıdır

24 Kasım 2010 Çarşamba

NİHAYET (İzinsiz mail, SMS frenlenecek )

Bakanlar Kurulu’nda önceki gün kabul edilen 16 maddelik Elektronik Ticaret Kanun Tasarısı’nda, “istek dışı” haberleşme yasaklanıp, 10 bin liradan 100 bin liraya kadar idari para cezası getirilirken, indirim, hediye, promosyon ve yarışmalara da çeki düzen verildi. Adalet Bakanlığı’nca, “AB Elektronik Ticaret Direktifi’ne” uyum sağlanması amacıyla hazırlanan “Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkındaki Kanun Tasarısı” önümüzdeki günlerde Meclis’e sevk edilecek.

Elektronik ticaretle ilgili tasarıda ise tüketiciyi istenmeyen postalardan kurtarıp, kandırılmasını önlemeyi hedefleyen düzenlemeler yapıldı. Tasarıda, özetle şunlar yer alıyor:

Ticari iletişimde, indirim, hediye gibi promosyonlar ile promosyon amaçlı yarışma veya oyunların bu niteliği açıkça belirtilecek. Bunlara katılımın ve faydalanmanın şartlarına kolayca ulaşılabilecek. Şartlar açık ve şüpheye yer bırakmayacak şekilde anlaşılır olacak. Bu koşullara uymayana, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, 2 bin liradan 15 bin liraya kadar idari cezası verebilecek.

Abone ve kullanıcılara artık önceden izin alınmadan, doğrudan pazarlama, siyasi propaganda veya cinsel içerikli SMS ve e-mail atılamayacak. İzinsiz atılan istenmeyen elektronik posta nedeniyle sorumlulara Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nca, 10 bin liradan 100 bin liraya kadar idari para cezası kesilecek.

Tasarıyla, Elektronik Haberleşme Kanunu’nun ilgili iki maddesi değiştirildi. Mevcut Elektronik Ticaret Kanunu’nun “abonelik sözleşmelerini” düzenleyen 50. maddesinde, “izin şartı” yok. Sadece “İstek dışı” haberleşme halinde, abone ve kullanıcılara gelen her bir mesajı bundan sonrası için “almayı reddetme hakkının” kolay bir yolla ve ücretsiz olarak sağlanması öngörülüyor. AB mevzuatı ile uyum sağlandı ve bu tip “istek dışı” haberleşmeyi abonenin her bir mesaj için “reddi” yerine “önceden izni” şartı getirildi.

Kaynak:hürriyet.com

20 Kasım 2010 Cumartesi

Biri İstenmeyen E-Posta mı Dedi?!!!



Son zamanlarda bir sürü gereksiz mail alıyordum. Mail kutumu boşaltmaktan bıkmıştım o derece. (: Bu gidişe dur demenin zamanı geldi diyip tüm o saçma sapan, reklam amaçlı gelen e-postalardan kurtuldum. Benim gibi aynı dertten müzdarip olanlar vardır belki içimizden diye de nasıl yapıldığını görsel olarak sizlerle de paylaşmak istedim. (:







1. İlk olarak hotmail hesabınıza giriş yapıp gelmesini istemediğiniz maili açın.

 3. Ekranda sağ üst köşedeki "Seçenekler" butonunun altındaki "Diğer Seçenekler" ögesini tıklayın.
4. Karşınıza çıkan sayfada "Güvenli ve engellenen gönderenler" segmesine bi tık tık. (:

 5. Açılan sayfanın altında yer alan "Engellenen Gönderenler"i tıklayınız. Mutlu sona az kaldı. :p
 6. Engellemek istediğiniz maili açtığınızda gönderenin e-posta adresini kopyalamıştınız ya soldaki kutucuğa yapıştırınız bir zahmet ya da üşenmezseniz direkt olarak adresi buraya da yazabilirsiniz.
* Adresi olduğu gibi yazarsanız örnekteki gibi "ad@example.com" sadece o adresten gelen mailleri, yalnız "@example.com" yazarsanız sonu @example.com ile biten tüm mail adreslerini engellemiş olursunuz. (;
 7. Listeye ekle dediğiniz an diğer engelli listenizin yanında yerini almış olacak bu adreste. Mutlu son (;



İşte bu kadar... Sonuçta gereksiz maillerden temizlenmiş, girince huzur veren bir mail kutusu sizleri bekliyor olacak. ((((:

photo2. Açtığınız mailde gönderenin e-posta adresini kopyalayın.

18 Kasım 2010 Perşembe

NAFTALİN NOSTALJİ KOKAR...

Yoğunluktan dolayı yeni yazı paylaşamamıştım sizlerle. Hem gereksiz gerekliler konusunda hafızalarınızı doldurmak hem de geç kalmış bir bayram tebriği olarak yazıyorum bu satırları. (:
Naftalin kokusunu bilmeyenimiz yoktur. Çoğumuzun aklına ilk olarak büyükanne ve büyükbabasının evi geliyor değil mi? O kapıdan içeri girer girmez tüm benliğimize işleyen naftalin kokusuyla el öpmeler, sarılmalar...
Tonton bir fizik öğretmenimiz vardı lise yıllarında  naftalin kokulu. O da bir büyükanneydi belki de kim bilir. (: Naftalin mazi kokar aslında buram buram, hatıralar hatıralar... Unutulmasın, aklımıza geldiğinde yüzümüzde minik bi tebessüm oluştursun, yok olmasın diye koruyup kolla
r anılarımızı...
Sadece anılarımızı değil tabi ki. İsterseniz önce biraz kimyasal özelliklerine bakalım birlikte.
Naftalin ( C10H8 maden kömürünün damıtılmasıyla elde edilen beyaz renkli aromatik bir hidrokarbondur. Suda değil de alkolde çözünen, sanayiden tutun da boya, eczacılık, parfümeri, vb. gibi birçok sektörde kullanılan katı bir madde olur kendileri. Kimya dersi alanlarımız hemen hatırlayacaktır. (Naftalini madde konusunu işlerken unutmak ne mümkün zaten?! (: ) Naftalin katı bir madde olmasına rağmen hal değiştirirken katı-sıvı-gaz şeklinde değil de direkt olarak katıdan gaza geçebilen derslerde süblimleşme olayı için gösterilen yegane örnektir. Süblimleşme olayı bir maddenin katı fazdan doğrudan sıvılaşmadan gaz fazına geçmesidir.
Bizleri, kıyafetlerimizi güvelerden böceklerden korumak için birebirdir. Sonra kötü kokuların önüne geçmek içinde tuvalet ve banyolarda sık sık kullanılır. Hatta annem elektrik süpürgesinin içine bile bir miktar naftalin çeker, her ev süpürülüşünde ortamı naftalin kokusu kaplar. (:
Çok masum gözüküyor değil mi beyaz beyaz? Ama hiçte o kadar masum değilmiş aslında. Yararlarının yanısıra günümüzde sağlığımız açısından zararlarının da olduğu bilinmekte. Dolayısıyla siz siz olun, naftalini uzun süre solumaktan, çocuklarınızın bir şekilde ağızlarına koymalarından, hatta doğrudan uzun süre temas halinde olmaktan sakının. Ne kadar doğru bilinmez bir rivayete göre alyuvar hücrelerimize zarar vermekte olup, kansere bile yol açabiliyormuş deniliyor. Zararları konusunda bilimsel olarak %100 kanıtlanmış bir bulguya rastlayamadım araştırmalarım sırasında. Hep bir rivayet şeklinde ele alınmış konu. Sizin bildikleriniz varsa bu noktada paylaşımlarınızı bekliyoruz sabırsızlıkla. (;
Günümüzde eskiye özlemin arttığı, iki lafımızdan birinin ahhh nerede o eski .... ile başlayan cümlelerin olduğu bir süreçte bunun sadece iki açıklaması olabilir. Ya yaşlanıyoruz ya naftalin kokulu nostalji yapmak istiyoruz. (((:
Nostaljik, naftalin kokulu bayramlar diliyorum sizlere efendim....
Dip not olarak keşke hayatımızda var olan bizi yiyip bitiren dert güvelerine karşı da işe yarasaydı şu naftalin... Dertler yaklaştıkça "Yaklaşmayın naftalinlerim naftalin adamım bennn.... " dese... :/ Naftalinman'im kokulu kokulu gelse... (((:

Çokta mantıksız olmadı bence. Biz ki
uçan süpermanları, ağ atan spidermanları, yarasa kanatlı batmanları kendimize süper kahraman kabul etmiş insanlarız  'naftalinman'imin neyi eksik değil mi ama?! :p

Maddenin Sırrı Çözüldü...

 Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi CERN'deki fizikçiler tarihi bir deneye imza attı. Modern bilimin en büyük sırlarından biri olan anti-madde yalıtılmış ortamda üretildi.
CERN'deki fizikçiler tarihi bir deneye imza attı. Modern bilimin en büyük sırlarından biri olan anti-madde yalıtılmış ortamda üretildi.
 Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi (CERN) fizikçilerinin gerçekleştirdikleri ''Alfa'' deneyinde, elde edilen 38 adet anti-hidrojen atomu, üzerinde yeterince gözlem yapılacak bir süre boyunca, yani saniyenin onda birinde, belirli bir ortamda tutularak (hapsedilerek) incelendi.

 Elde edilen anti-maddenin, madde ile temas anında yok olmasından ötürü, gözlemlenmesi için, madde ile temas kuramayacağı bir ortamda yalıtılarak hapsedilmesi gerekiyordu
Nature dergisinde yer alan makaleye göre, hidrojen atomlarının karşıtı olan anti-hidrojen atomlarını vakumlu bir ortamda üretmeyi başaran fizikçiler, bu atomları, üzerinde çalışmayı yetecek süre boyunca yalıtılmış ortamda tutmayı başardılar.
Bu anti-madde atomlar üzerinde yapılan gözlemler, evrenin ortaya çıktığı Büyük Patlama'dan sonra anti-maddeye ne olduğunun anlaşılmasını sağlayabilecek.
Deneyle ilgili araştırmacılardan Jeffrey Hangst, ''hiç kimsenin henüz anlayamadığı nedenlerden dolayı doğa, anti-maddeyi dışlamış durumda'' diyerek, bunun, anti-maddenin sakladığı sırları ortaya çıkarma konusunda kendileri açısından teşvik edici olduğunu belirtti.
kaynak: http://www.haber7.com/haber/20101118/Yuzyilin-deneyinde-maddenin-sirri-cozuldu.php

16 Kasım 2010 Salı

Beşte Yetmez Altı Tane... (6. His...)

'Altıncı his' varmış!

Sydney'de 'altıncı his' üzerinde beş yıldır çalışan araştırma ekibi, sık dillendirilen ama bilimsel olarak kanıtlanmamış bu fenomenin gerçekten var olduğunu öne sürüyor.

‘Altıncı his’ gerçek çıktı! Avustralya’daki Sydney Teknoloji Üniversitesi’nde uzun süredir yürütülen bir araştırmanın sonuçlarına göre, çok yakın ilişki içinde olan insanların, özellikle de birbirine âşık çiftlerin beyinleri birlikte ‘işliyor’.
Araştırma ekibi bu bilgiden yola çıkarak, ‘altıncı hissin’ gerçekten var olduğunu öne sürüyor. Beynin davranışları üzerine çalışan Dr. Trisha Stratford, beş sene boyunca çiftlerin beyinlerini inceleyerek nasıl tepki verdiklerini araştırdı. Dr. Stratford’un verdiği bilgiye göre, çiftler eğer birbirlerine zihinsel olarak çok yakınsa, özellikle de birbirlerine âşıklarsa, beyinleri birlikte çalışıyor.
Radikal gazetesinin The Daily Mail'den aktardığı habere göre Dr. Stratford, aralarında fiziksel bir iletişim durumu olmasa dahi, iki insanın sinir sistemlerinin uyum içinde işleyebileceğini öne sürüyor ve ekliyor: “Bu
çalışma, bize iki insan karşılıklı olarak etkileşime geçtiği zaman neler olup bittiğine dair derinlikli bir bilgi vermiş oldu.” Dr. Trisha Stratford, çalışmasının toplumda sık dillendirilen ama bilimsel olarak daha önce hiç tanımlanmamış olan ‘altıncı hisse’ dair ipucu geliştirdiği kanısında.
“Bu çok heyecan verici. Birisiyle çok yakınlaşınca, beynin çeper kemiği (parietal lob) aktif hale geliyor. Bu zamanlarda karşılıklı olarak birbirimizin zihninden geçeni okuyabiliyoruz” diye konuşan Dr. Trisha Stratford çalışma için 21 ile 65 yaşları arasındaki 30 gönüllünün davranışlarını beyne ve gövdeye yerleştirilen elektrotlar aracılığıyla incelemiş. Sonuçta, psikolojik olarak birbirine yakınlaşan insanların sinir sistemlerinin de uyum içinde çalıştığı fark edilmiş.

12 Kasım 2010 Cuma

AYNA AYNA SÖYLE BANA

Aynalardan korkar mısınız? Peki, her gün sabah aynaya baktığınızda tam olarak ne görüyorsunuz?

MIT'in yeni geliştirdiği bir ayna sayesinde aynaya baktığımızda artık sadece kendi görüntümüzü görmeyeceğiz. Ming-Zher Poh isimli araştırmacı tarafından geliştirilen yeni bir ayna; üzerinde bulunan bir kamera sayesinde nabız ritmimizi, solunum ve kan basıncımızın durumunu
 bize direk olarak gösterebiliyor. Public - domain yazılımı sayesinde yüzümüzün duruşu ve görüntüsünü baz alan ayna, gönderdiği kırmızı, yeşil ve mavi ışınlar sayesinde istediği ölçümleri elde edebiliyor.

Özellikle hareket halindeki cisimlerde çalışması bir hayli güç olan bu sistem, yine Poh tarafından Independent Component Analysis isimli sinyal cihazı kullanılarak başarılı bir halde çalıştırıldı. Hollanda'daki TNO Science & Industry'de çalışan Fokko Wieringa adındaki kıdemli bilim adamı aslında benzeri bir sistemi 2005 yılında üretmişti. Fokko; "Üretilen bu yeni metottaki asıl heyecan uyandırıcı olaysa insan yüzündeki spesifik bölgelerin algılanması ve takip edilebilmesi" diyerek bu yeni gelişme karşısındaki heyecanını belirtti.

Poh ise durmak niyetinde değil. Bir sonraki adımında kan basıncını ve kandaki oksijen değeri ölçümlerini aynı video görüntüsü üzerinde birleştirmeyi planlıyor.

Kaynak:milliyet.com

11 Kasım 2010 Perşembe

ÖLDÜREN TEKNOLOJİ

Teknolojinin hayatımıza iyiden iyiye girmesiyle birlikte insanoğlunun hayatı da gün geçtikçe daha kolay bir hale gelmeye başladı. Ancak teknoloji her zaman da insanlığın yanında olmuyor; zira ufak bir dikkatsizlik teknolojinin elini kana bulayabiliyor.


Ufak bir dikkatsizliği insanlara fazlasıyla pahalıya ödeten bu teknolojik cihazlara siz de çok şaşıracaksınız.



Segway sahibini öldürdü.

Segway Inc'i geçen yıl satın alan 62 yaşındaki Jimi Heselden, maalesef Segway yüzünden yaşamını yitirdi. Wharfe Nehri'nde bir ceset gören yöre sakinlerinin ardından cesedin Heselden'a ait olduğu anlaşılırken, Heselden'ın 9 metrelik bir uçurumdan düşerek hayatını kaybettiği ortaya çıktı. Yani Segway, bir bakıma sahibinin ölümüne neden olmuştu.

Stracraft'la gelen ölüm

1998 yılında oyun severlere sunulan Starcraft, o günden bu yana kullanıcılardan büyük ilgi görmüş, kullanıcıları saatlerce ekran başına kilitlemiştir. Ancak Starcraft'ın ölüme yol açabileceğini hiç düşünmüş müydünüz? Lee Seung Seop isimli bir Koreli oyuncu, 52 saat boyunca bilgisayarın başından kalkmadan bu oyunu oynamış ve dolayısıyla susuzluğun da etkisiyle tetiklenen kalp krizi sonucu hayatını kaybetmişti.

TV anteni

Çatıya çıkarak televizyonu için daha iyi görüntü almak isterken, çatıdan düşüp ölenlerin sayısı hiç de
azımsanacak gibi değil. Günümüzde ise çanak & uydu antenin hayatımıza girmesiyle bu sorun kısmen ortadan kalktıysa da, hafızalara kazınan bu olayları hiçbir zaman unutmak mümkün değil. Zira bugün bile bu tür olaylara rastlamak mümkün: Hatırlanacağı üzere geçtiğimiz aylarda İzmir'in Narlıdere ilçesinde meydana gelen olayda çatıya çıkarak anten takmak isteyen 15 yaşındaki genç yere çakılmış, ardından hastanedeki tüm müdahalelere rağmen kurtulamamıştı.

Robot

1979 yılında meydana gelen olayda Ford fabrikalarında bulunan bir robot, Robert Williams isimli 25 yaşındaki bir çalışanın ölümüne neden oldu. Olayın ardından ise Ford, 10 milyon dolarlık tazminat bedelini ödemek durumunda bırakıldı.

Cep telefonu

Patlayan cep telefonlarına artık epey alıştık... Özellikle kalitesiz batarya sorunu nedeniyle cep telefonları yer yer patlayabiliyor veya yanma tehlikesiyle karşı karşıya kalabiliyor. Bu da beraberinde ölüm riskini getiriyor ki, bu nedenden dolayı yaşamını yitiren insanların yer aldığı haberlere ara ara rastlamak işten bile değil.

Everquest

Oyun bağımlılığının ölümen neden olduğunu Starcraft örneğinde görmüştük. Everquest ise bu akımın bir diğer halkası olarak kabul edilebilir. Bir Everquest oyuncusu olan Tony bragg, oyunla fazla ilgilenmesi dolayısıyla ilgisiz bıraktığı 9 aylık çocuğunun ölümüne neden olmuştu.

Elektrik telleri

Elektrik kablosu deyip geçmemek gerekiyor; zira kimi zaman bu kabloların ölüme neden olduğu bilinen bir gerçek. 57 yaşındaki Tayvanlı Yooket Paen, inek pisliğine bastığını fark edince dengede kalmak için tutunduğu elektrik kabloları onun sonu olmuş, akıma kapılarak hayatını kaybetmişti.

Dijital Kamera

Kamerasıyla yola çıkan ve ABD'deki büyük kanyonlara giderek görüntü almak isteyen bir Fransız turist, daha iyi açıyı yakalamak için çıktığı dağın tepesinde dengesini kaybederek düşmüş ve feci şekilde yaşamını yitirmişti.

Nükleer ölüm

Nükleer santralin hala kurulmasıyla ilgili tartışmaların sürdüğü ülkemizi bir kenara bırakacak olursak, nükleer enerjinin yer yer ölümlere sebebiyet verdiği biliniyor. Nükleer santrallerin yoğun olarak bulunduğu Baltık ülkelerinde de bu tip bir olay yaşanmış ve nükleer patlama neticesinde 56 kişi ölmüştü.

Uzay aracı

1 Şubat 2003 yılında meydana gelen talihsiz kazada Space Shuttle Columbia fırlatılmış, ancak havada parçalara ayrılarak aracın içinde bulunan 7 mürettebatın ölümüne yol açmıştı.

Kaynak:milliyet.com

6 Kasım 2010 Cumartesi

GÖRÜNMEZLİK PELERİNİ

Sahip olmak istediğiniz doğa üstü güç  yada süper güç nedir diye sorulsa birçoğumuz görünmezlik deriz sanırım. Ben zihin okumayı daha çok isterdim gerçi ama görünmezlik de bir o kadar cazip geliyor insana. (:
" İngiliz bilimciler, geliştirdikleri yeni esnek filmle birlikte görünmezlik pelerinini elde etmeye bir adım kaldığını açıkladı.
Yeni geliştirilen malzemeyi oluşturan küçük yapılar, biraraya geldiğinde ışığı nesneleri görünmez kılacak şekilde yönlendirebilen bir 'metamalzeme' oluşturuyor. Esnek metamalzemeler daha önce de geliştirilmiş olmasına karşın bunlar, ışık tayfının insan gözünün göremediği bölümü üzerinde etkiliydi. Fizikçiler bu özelliği bir üst düzeye çıkarması nedeniyle yeni malzemenin alandaki gerçek bir sıçrama olduğunu ifade ediyorlar.
Metamalzemeler, ışığın akışını kesintiye uğratarak ve farklı bir düzeye kanalize ederek çalışıyorlar. Işık dalgaları ancak kendi dalga boylarına eşdeğer boydaki yapıların çevresini sarabiliyorlar ki bu da sahip oldukları renkle ilgili bir durum. Bugüne kadar görünmezliğe ilişkin en çarpıcı denemeler, insan gözünün algılayabileceğinin üzerinde dalgaboylarına sahip olan ışığa yönelikti. Bunun nedeni de görece olarak büyük parçacıklardan meydana gelen metamalzeme
 yapımının çok daha kolay olmasındandı.
Görebileceğimiz çok daha kısa dalgaboylu ışıklara yönelik metamalzemenin geliştirilebilmesiyse ancak nano düzeydeki küçük yapıların kullanılmasıyla mümkündü. Malzemenin tanıtıldığı makalenin yazarı St Andrews Üniversitesi'nden Andrea Di Falco, nanoyapılar oluşturmaya yönelik zorluklar nedeniyle bugüne kadarki denemelerin, sadece düz ve eğilmez yüzeyler üzerinde gerçekleştirildiğini söylüyor. Bu nedenle bilindik yöntem olan, sert ve kırılgan silikon üzerinde balıkağı yapısında istiflemeler yapmak yerine tek bir tabakadan oluşan ince bir polimer film geliştirmiş.
Londra İmparatorluk Üniversitesi'nde metamalzeme kürsüsünün başında olan fizikçi Ortwin Hess, üç boyutta bükülebilen yeni malzemenin tam bir 'görünmezlik pelerini' olmasa da bu yoldaki büyük ve en doğru adım olduğunu ifade ediyor. Bir sonraki basamağınsa, malzemenin optik özelliklerinin bükülmeyle birlikte değişebilir hale getirilmesi olduğunu söylüyor. Harekete duyarlı böyle bir özelliğin geliştirilmesi görünmezlik pelerinini mümkün kılacak. Hatta malzeme bu şekliyle, yeni nesil kamera lenslerinde de kullanılabilecek." kaynak: http://www.ntvmsnbc.com/id/25147892/
Dünyanın sonu yaklaşıyor mu ne? Bilim-kurgu filmleri yakında gerçek oluyor desenize!!! Merakla bekliyorum açıkcası görünmezlik pelerinindeki gelişmeleri, CERN'deki deneyin sonucunu, yakın zamanda ışınlanma konusunda da gelişmeler kaydedileceğini düşünüyorum. Dünya nasıl bir sona doğru ilerliyor şimdilik sadece seyrediyoruz. Tüm bu gelişmeler bizleri nasıl etkileyecek, olumlu yönde mi yoksa dünyanın çivisi iyice mi çıkacak artık bilinmez! Ne diyelim Allah sonumuzu hayretsin... (: