4 Mayıs 2012 Cuma

Devlet Ana, Kemal Tahir

Devlet Ana, Kemal Tahir, İthaki Yayınları, İstanbul, 2005
Osmanlı Devleti kurulmadan önceki Anadolu’nun görünümünü ve Anadolu insanının özlemlerini anlatırken, güvenli, adaletli bir devlete duyduğu ihtiyacı açığa çıkarmaktadır.

Roman, Osmanlı İmparatorluğu’nun kurulmasından hemen öncesinde Orhan Bey’in ölümünden önceki dönemden başlayarak, Orhan Bey’in ölümünden sonra yerini alan Osman Bey’in yayılmaya başlama sürecinde geçen olayları ve Söğüt ve civarında yaşayan Türk toplumunu ile aynı coğrafyada ve çevrede Türklerle yan yana yaşayan diğer toplumların yaşam tarzlarını ve ilişkilerini anlatmaktadır.
Olaylar Türkmen Kayı boyunun bulunduğu Bitinya ucunun merkezi söğüt ve çevresinde yaşanmaktadır. Devlet ana romanı; Türk’lerin Müslüman olarak yaşam tarzlarını, törelerini, aile yapıları ve tarihsel kültürlerine bağlılıklarını, Hıristiyan ve Yahudi insanlarla nasıl adalet ve uyum içinde birlikte yaşadıklarını, Türklerin mertliklerini ve aydın kişiliklerini, otoriter yönetim düzenlerini ve demokratik fikir alışverişlerini,  büyüğü sayma küçüğü koruma güdülerini, savaşçılıklarını ve cesaretlerini sürükleyici bir şekilde anlatmaktadır.
Roman, Osman Bey’in babası Ertuğrul Gazi’nin son günlerinde başlamaktadır.  Osman Bey, babası yerine Bitinya (Söğüt civarı)
ucunun işlerine vekaleten bakmaktadır. Bu dönemde, Anadolu’da Moğol egemenliği altında olan Selçuklulara bağlı birçok beylik bulunmaktadır. Moğollar, Doğu kültürünü temel alarak kurulmuş olan Anadolu toprak düzenini bozmuş, adaletsizlik, hırsızlık ve yağmacılığın hüküm sürdürdüğü bir ortam yaratmışlardır. Huzur ve gelişmişliğin bir simgesi olan ticaret kervanları bölgeden artık geçmez olmuş, yol izleri dahi silinmeye yüz tutmuştur. Önceleri varlık içerisinde yaşayan bu bölge insanları, kıtlıkla karşı karşıya kalmaya başlamışlardır. Moğol baskısı altındaki Selçuklular ise son zamanlarını yaşıyor, göstermelik bir yönetim sergiliyorlardı. Anadolu’daki beyliklerin kapı komşusu olan Bizans’ta durumlar ise Avrupa’nın köhnemiş devletlerinin baskısı neticesinde Anadolu’dan farklı değildir. İşte böyle bir ortamda yaşanan romandaki olayların özeti kısaca aşağıda anlatılacaktır.
BİRİNCİ BÖLÜM: KANCIK VURUŞ
Batı Avrupalı şövalyeler, kendilerinin söz sahibi olacağı bir bölge elde etmek için, yıkılmak üzere olan bu sınır bölgelerinde karışıklık çıkartarak egemenlik kurmak için faaliyette bulunmaktadırlar. İşte bunlardan biri olan Sen Jan Şovalyelerinden Notüs Gladyüs bir gün yolculuğu esnasında bölgedeki Issız Han’a uğrar. Burada Ertuğrul’un Bitinya Ucunun sınırının görünüp görünmediğini sorar. Notüs Gladyüs on beş gün önce Gemlik Limanında gemiden inerek Anadolu toprağına ayak basmıştır ve Ertuğrul Bey’in topraklarındaki mağaralardan birinde yaşayan Cenevizli Keşiş Benito’yu aramaktadır. Sovalye Notüs Gladyüs’e göre bu topraklarda Türkmenler ile Bizanslılar yüzyıllardır aptallık yarışındaydılar. Amacı bu toprakları altı aya varmadan eline geçirmek ve taşıdığı kral kanına dayanarak bölgenin yönetimini ele almaktır. Bu maksatla da bölgede uzun süredir yaşayan nam salmış Keşiş Benito ile işbirliği yapmak istemektedir.
Ertuğrul Bey’in güneyinde Germiyanlılar, doğusunda ve kuzeyinde Karacahisar ve  Selçuklular, batısında Bizanslılar bulunmaktadır. Topraklarının üç yanı bataklıktır, sadece Bursa-İznik yönü sağlam topraktır. Ertuğrul Bey ile Germiyanlıların arası yoktur. Germiyanlılar afyon tutkunudurlar. Ertuğrul Bey ise afyonu kendi toprağına sokmaz. Ertuğrul bölgesinde otorite ile adil bir düzen kurmuştur ve halkı ona güvenmekte ve sevmektedir. Savaşçıları yiğittir. Savaşa davul ile giderler. Davul aynı zamanda askere çağırma şeklidir. Davulun sesini duyan işini bırakıp kuşanır silahını ve savaşmaya gider.
Şovalye Notüs Gladyüs Ertuğrul hakkında hancı Rum çocuğa çeşitli sorular sorarak bilgi almaya çalışmaktadır. Niyeti doksan yaşındaki yatalak Türkmen’i bazı tekfurların yardımıyla ortadan kaldırmak ve ondan boşalacak yere kendisinin yerleşmesidir. Bu maksatla kendisine para ile savaşçı toplamayı planlamaktadır.  Bitinya ucunu, ele geçirmek için burada bulunan Osmanlılar ile Germiyanlıları birbirine düşürme planları yapmaktadır.
Şovalye Notüs Gladyüs, handa Moğol ordusu kaçaklarından Türkopol arkadaşı Uranha ve Keşiş Benito ile buluşur. Keşiş Benito sadist ruhlu bir adamdır. Her yerde zalimliğin, kötülüğün hüküm sürmesini istemektedir. Daha sonra bu üçlü keşiş Benitonun mağarasına giderek plan yaparlar ve hazırlıklarını tamamlayarak yola çıkarlar. Planları Moğol savaşçısı gibi giyinip Karacahisar oklarını kullanmak sureti ile Ertuğrul Bey’in savaş atlarını çalmak, bu eylemi Karacahisarlıların yaptığı izlenime vererek Bitinya ucunun yıllardan beri zorlukla sürdürdüğü barışı temelden sarsmak ve sınır boylarını karıştırmaktır. Yıl 1290 dır. Üçlü planlarını gerçekleştirmek için bataklık içinden yola düşer.
Bataklığı geçince Hıristiyan düzeninden kaçarak Türkmenlere, Ertuğrul Bey’e  sığınan Rumların yaşadığı Dönmez Köy’e ulaşırlar. Ertuğrul’un at eğitimcisi Demircan’ın  çadırı buradan ileridedir. Burada Demircan’ı ve beraberinde hancı Mavro’nun ablası Liya’yı öldürürler ve Beyliğin atlarını alarak Germiyan sınırına doğru yola çıkarlar.
İKİNCİ BÖLÜM: UYANDIRILAN IŞIK
Söğüt halkı geçmişteki bolluğa nazaran şu günlerde çok fakirdir. Ertuğrul Bey ise hastadır. Ancak Söğüt halkı, çeşme başındaki kadınların fakir olmalarına rağmen oradan geçen bir esir dilenciye kurtulmalığı için ellerindeki son gümüş paralarını verecek kadar da gururlu ve başı diktir. Söğüt ve civarında Müslüman, Rum , Ermeniler barış içinde kardeşçe beraber aynı şartlarda yaşamaktadırlar.
Kerim Çelebi’nin anası Bacıbey’in Söğüt’e ün salmış, bol gölgeli  serin avlusunda en büyüğü 15 yaşındaki çocuklar ahilik oyunu oynamaktadırlar. Ahi baba kılığındaki Osman Bey oğlu Orhan bey, Kerim Çelebi ve Melik Bey yanlarına gelen üstü kanlı çoban köpeği Alaş’ın kurt boğduğunu düşünerek kurt postunu kapamak için hepsi fırlarlar. Oğuz töresince kurdun postu ilk bulanın olacaktır. Kerim Çelebi ve Orhan Bey kurdu  ararken önce Dönmez Köy’e oradan da Kerim Çelebinin  ağabeyi Demircan’ın çadırına giderler. Burada Demircan’ın okla vurulmuş cesedini bulurlar ve Ertuğrul Bey’in atlarının da çalınmış olduğunu görürler. Bu sırada Dönmez Köy halkının da Demircan’ın ölümünden haberi olur ve hepsi yas tutar. Orhan Bey iz sürücü olarak Dönmez Köy papazının önderliğinde atları takip eder ve izlerin Karacabey sınırından içeri devam ettiğini görür. Bundan sonrası Ertuğrul Bey’in işi diyerek  takibi sonlandırarak geri döner.
Orhan Bey Demircan’ın cesedi ile Söğüt’e gelerek Ertuğrul Bey’e ve babası Osman Bey’e olanları anlatır. Ertuğrul Bey hastalığından dolayı yönetimi Osman Bey’e bırakmıştır. Osman Bey’e Karacahisar Tekfuru’nun böyle bir işe kalkışamayacağını, amcası Dündar Bey’in hemen savaş açmak için kendisini kışkırtacağını, sabırla bunlara direnerek zaman kazanmasını, Oğuz halkının yatıştırılmasını ve alim Şeyh Edebali ile görüşmesi öğütlerinde bulunur.
Demircan’ın annesi Bacıbey’in toplanma davulu çalması üzerine Söğüt’ün erkekleri silah kuşanıp Köslük Meydanında toplanmaya başlarlar. Bacıbey’in isteğiyle Kerim Çelebi’de mollalığı terk ederek savaşçı olarak abisinin kılıcı ile toplanan kalabalığı katılır ve budan sonra Kerimcan diye anılmaya başlar. Ertuğrul Bey’in kardeşi Dündar Alp savaş olması için topluluğu kışkırtmaktadır. Buna karşın Osman Bey önce Şeyh Edebali’ye danışacağını bu yüzden bu gece savaş kararı alınmaması için büyüklere el altından haber gönderir.
Meydanda o gece baskın tarzında akın yapılıp yapılmaması tartışmaları sürerken Ertuğrul Bey’in ölüm haberi gelir ve ağıtlar yakılmaya başlanır. O sırada Ertuğrul Bey’in en yakını, kan kardeşi Akçakoca gelerek Bey seçiminin yapılması gerektiğini söyler. Seçim yapılır ve Ertuğrul Bey’in kardeşi Dündar Alp’in itirazına rağmen seçim sonucu Ertuğrul Bey’in oğlu Osman “Bey” olur.
Osman Bey Demircan’ın öldürülmesi ve atların çalınması ile ilgili gerçekleri Keşiş Benito’nun mağarası civarında yaşayan ve hain planlamadan haberi olan Kamagan Derviş’ten öğrenir. Osman Bey ertesi günü Şeyh Edebali’ye giderek Ertuğrul’un vasiyetini söyler. Ertuğrul2un ilk vasiyeti barışa devam etmek, ikincisi ise Konya’yı ele geçirmektir. Osman Bey Konya gibi verimsiz toprakları olan devlete katkısı olmayacak yerleri almanın anlamsız olduğunu, orayı isteyenin alabileceğini, kendisinin esasen verimli olan ve İmparatorun yeterince güçlü olmamasından faydalanarak Marmara kıyılarına sahip olmak istediğini söyler. Bu konuda “Biz fırsat kollayacaksak, üstünde yaşayanları beslemek zorunda kalacağımız verimsiz toprakları gözetmeyeceğiz, sahipleriyle beraber bizi de besleyecek topraklara yöneleceğiz” der. Osman Bey, zaten fakir halde olan Anadolu’ya doğru genişlemeyi uygun görmemiş, diğer beyliklerle girişeceği çatışmalar sonrasında yok olacağı kanısına varmıştı. Bundan dolayı yönünü, Bizans’a çevirmiştir. Buradaki halkın, feodal yapıya, köleliğe karşı çıktığını tespit etmiş, hoşgörülü davranırsa kolaylıkla onların desteğini alabileceğini fark etmiştir.   
Görüşmeden sonra Osman Bey tekrar Söğüt’e dönerek toplantı halindeki halka sorumluların bulunmasına kadar akın olmayacağını, ama kanlarının da yerde kalmayacağını söyler. Bu sırada Karacahisar Tekfuru Aksantos’un kardeşi Filatyos adamlarıyla Söğüt’e gelir. Hancı Mavro’nun ablası Liya’nın öldürülmesinden Demircan’ı ve de kardeşi Mavro’yu sorumlu tutar ve onu teslim etmelerini ister. Mavro Filatyos’la beraber gitmek istemez ve Bacıbey’e sığınarak “verme beni Devlet Ana” diye yalvarır. Osman Bey olayın bir komplo olduğunu belirterek Mavro’yu vermez ve bunun üzerine Filatyos bozularak geri döner. Bu yaşananlardan sonra Osman Bey herkesin gece, gündüz bir akına karşı hazır olmasını emreder.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: DOST ÇELMESİ
Silah ustası Kaplan Çavuş Kerimcan’a ve Mavro’ya silah kullanmasını ve ata binmesini öğretmektedir. O sırada 6 yıldır kendisini görmediği arkadaşı, kan kardeşi Ozan Yunus Emre yoldan gelir. Yunus Emre rüyasında Osman Bey’in beyliğinin çok genişleyeceğini, ağaç dalları gibi yayılacağını görmüştür. Ayrıca daha önceden vermemiş olmasına karşı bu sefer Şeyh Edebali’nin kızı Balkız’ı Osman Bey’e vereceğini görmüştür.
Yunus Emre Kaplan Çavuş’a delik demir meselesini sorar. Kaplan Çavuş gizlilik içinde barut ile ilk tanışmasını, Moğol binbaşısından aldığı barutu, Eskişehir’de delik demir ile uğraşırken yüzünün nasıl yandığını, şimdiki çalışmalarını ve son gelişmeleri anlatır. Kaplan Çavuş bugünkü anlamda barut kullanarak mermi atan top ve tüfek yapmaya çalışmaktadır. Tek sıkıntısı yeterli barutunun olmaması ve barutun tam olarak nasıl yapıldığını bilmemesidir. Bu yüzden fazla sayıda deney yapamamaktadır. Bölgede barut yapmayı bir tek Kamagan Derviş bilmekte, o da atalarından aldığı bu sırrı kimseye vermemektedir. Ayrıca Kaplan Çavuş Frenk ustalarının da delikli demir üzerinde çalıştıklarını duymuştur. Ancak bu  Hıristiyanlarda sihirbazlık sayılıp, insanlar yakıldığı için Frenkler de gizlice çalışmaktadırlar.
Osman Bey, Seyh Edebali’nin kızı Balkız’ı daha önce de kendisi için dünürlük yapan Eskişehir Sancak Beyi Alişar Bey’in istemesini ister. Ancak Alişar Bey kızı kendisine almak istemektedir, dünür olarak gider ve kızı kendisine ister ancak vermezler. Sonuçta Osman Bey’e giderek senin için istedim ama vermediler der. Fakat hain emelinden vazgeçmiş değildir ve mutlaka kızı kendisine almak istemektedir. Alişar Bey rüşvete savaş açmış, halkın sevdiği bir beydir ancak kadınlara karşı aşırı zafiyeti vardır, bu yüzden de borç içinde yüzmektedir. Onu her türlü işte Hop hop Kadı yönlendirmekte ve beyliği el altından yönetmektedir. Kadı Alişar Bey’e akıl vererek kızı kaçırmasını ister ve bunun için de eşkıya Çudaroğlu’na teklif götürürler.
Sovalye Notüs Gladyüs karmaşa çıkartmak ve emellerine ulaşmak için böyle bir fırsatı kaçırmayacaktır. Çudaroğlu, Balkız’ı kaçırmak için gece Alişar Bey’in konağına gelir. Yanında Sovalye Notüs Gladyüs ve Uranha da vardır. Çudaroğlu Moğol ordusundan atılmış, kendisine çete kurarak eşkiyalık yapan biridir. Osman Bey onu cirit oyununda bir kez yıkmıştır ve o günden beri de ona kin beslemektedir. Balkız’ı kaçırma işini sırf bu yüzden kabul etmiştir. Balkızı onun organizatörlüğünde Notüs Gladyüz ve Uranha kaçıracaktır. Bu iş için ayrıca Alişar Bey’den beş yüz altın alacaklardır.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: FAL
Bacıbey, Şeyh Edebali’nin kızını neden Osman Bey’e vermediğini öğrenmek için fal baktırmaya, Kamagan Derviş’in yanına gittiğinde Söğüt’te imdat davulları çalmaya başlar. Hemen atlarına binip yardıma koşarlar. Öğrenirler ki Balkız’ı kaçırmak isteyenler becerememişler ve  Balkız’ı bataklığın yanında bırakmışlardır. Balkız bu işin Alişar Bey’in bir oyunu olduğunu, aslında kendisinin düşündüğünün tersine Osman Bey’in kendisini ikinci defa Alişar Bey vasıtasıyla istettiğini, ama Alişar Bey’in ise haince onu kendisine istediğini anlamıştır ve alamayınca da kendisini Şovalye Notüs Gladyüs’e ve Uranha’ya kaçırttığını Mavro ile Kerimcan’a anlatır. Taşlar yerine oturunca Demircan’ın katilinin de bu işi yapanların da aynı kişiler olduğu ortaya çıkar.
Şeyh Edebali karışıklık çıkmaması için Balkız meselesini zamanı gelinceye kadar Osman Bey’in bilmesini istemez. Ancak Osman Bey nihayetinde durumu öğrenir ve İnönü’ye Nurettin Voyvoda’nın yanına giderek Alişar Beyi meseleyi konuşmak için buraya çağırtır. Osman Bey’e bu seyahatinde Kerimcan, Orhan Bey ve Mavro da eşlik ederler. İnönü’de Voyvoda Nurettin Bey’in konağında Alişar Bey beklenirken, esnaftan gelen bir haberle baskın olacağını öğrenirler. Kerimcan süratle hareket ederek yardım getirmeye gider. Alişar Bey, Tekfur Filatyos, Eşkıya Çudaroğlu, Sovalye Notüs Gladyüs ve Uranha adamlarıyla beraber İnönü’yü basaralar. Osman Bey’den  Mavro’yu ablası Lilya’nın katili olduğunu ileri sürerek teslim etmelerini isterler ve baskın için bunu bahane gösterirler. Osman Bey Mavro’nun Müslüman olduğunu ve veremeyeceklerini söyler ve Alişar Bey’e teke tek meydan okur. Savaş artık kaçınılmazdır.     Osman Bey Alişar Bey’i vuruşmada yaralar ve bu sırada Kerimcan da yardım ile yetişir. Mavro ablasının ve Demircan’ın katili Şovalye Notüs Gladyüs’ü okla gözünden yaralar ve  Alişar Bey’de aldığı yara sonucu ölür. Diğerleri ise korkuyla kaçarlar.
BEŞİNCİ BÖLÜM: DERİN GEÇİT
Beylik yazı geçirmek için Domaniç yaylasına çıkmaktadır. Bu arada Mavro ablasının atı al kısrağı Osman Bey’in koyduğu yasağa rağmen Karacahisar’a gidip almış ve dönmüştür. Yolda Yerhisar Tekfuru’nun kızı Lotüs ile karşılaşırlar. Orhan Bey eskiden beri tanıdığı Lotüs’e Lülüfer Hanım demektedir ve ona karşı yoğun ilgisi bulunmaktadır. Söğütlüler Domaniç yaylasına doğru yol alırken, Dervent’te Karacahisar Tekfuru’nun kardeşi Filatyos ile Çudaroğlu çetesinin ve Eskişehir Subaşısı Pervane’nin kendilerine pusu kurduklarını öğrenirler.
Osman Bey’in dehası ile akıllıca bir taktik uygulayarak pusu atanlara karşı baskın yapılarak yol açılır ve pusucular zayiat vererek kaçarlar. Osman Bey böyle bir durumda Söğüt’ü boş bırakarak yaylaya çıkmayı emniyetsiz bulur ve Söğüt’e geri dönme kararı alır. Olan biteni anlatmak için Kaplan Çavuş’u Konya’ya ulak gönderir. Kaplan Çavuş Konya’nın halinin içler acısı olduğunu ve ahalinin Türkmen’in adaletini, kötülüğü önlemesini, kendilerince sahip çıkmasını istediğini görür. Bu arada Tebriz’den gelen habere göre Moğol İmparatoru Argun İlhan ölmüştür. Moğol İmparatoru’nun ölüm haberini erkenden almış olan Osman Bey, oluşan siyasi boşluktan faydalanarak sınırlarını geliştirmeye karar verir ve İmparatorluğun temellerini atar. Çok az bir kayıpla Karacahisar’ı fetheder. Akında Müslüman, Ermeni, Rum, Hıristiyan hep birlikte kardeşçe, omuz omuza Osman Bey’in izinde, Türkmen’in adalet ve liderliğinde vuruşup zaferi kazanmışlardır.
ALTINCI BÖLÜM: KERİMCAN’IN YOLU
Yerhisar Tekfuru’nun kızı Lotüs Orhan Bey’e kendisini kaçırması için haber salar. Çünkü babası onu yaşlı bir tekfurla evlendirecektir. Bu tekfur Osman Bey’in en güvendiği dostu Rumanos Tekfurudur. Osman Bey Eskişehir Sancak Beyliği’ni de aldıktan sonra halka, tüccara adalet dağıtır eski sömürgeci düzenleri yıkar. Bu nedenle diğer tekfurların nefretini kazanmıştır. Osman Bey Orhan’ın kızı kaçırmasını kabul etmez ve uzak durmasını emreder. Bu arada Orhan Bey Rumanos Tekfuru’nun düğünde Osman Bey’i kahpece bitireceğini öğrenir.
Osman Bey, Rumonos Tekfuru’nun bu oyununu düğününde bozmak ve baskın yapmak için plan yapar. Ancak her türlü gizli bilgi önceden düşmanları tarafından bilinmektedir. Bu hainin kim olduğunu araştırırlar ve hainin amcası Dündar Bey olduğunu ortaya çıkarırlar. Söğüt Uluları önünde Dündar Bey’e bunu sorarken Dündar Bey Osman Bey’e hançer atıp öldürmek ister ancak başaramaz ve orada öldürülür.
Osman Bey, askeri dehasını göstererek rakiplerini kolaylıkla alteder. Bu savaşlar esnasında senelerdir toprakları üzerinde yaşayanlara karşı hoşgörülü davranmasının karşılığını görür. Düğün günü Bilecik, İnegöl, Yerhisar, Atranos Hisarları Osman Bey kuvvetleri tarafından  baskınla ele geçirilir. Kaçan Notüs Gladyüs ve Uranha  ile Keşiş Benito’yu Mavro ve Kerimcan öldürerek öçlerini alırlar. Kerimcan, her şey bitince Osman Bey’in kendisine verdiği Yerhisar Subaşılığı’ndan affını istemiş, kılıcı ebediyen bırakarak Bacıbey’in tüm karşı koymasına rağmen kendini bilime adamış ve Şeyh Edebalinin medresesinde molla olma kararı almıştır.
Kitapta yer alan çeşitli karakter tiplemeleri ile o günlerde içinde bulunulan şartlar, insanların arayışları ve kısaca Osmanlı’nın ilk imparatorluk kurma çalışmaları ile bunu başarabilmesinin temel nedenleri anlatılmaktadır. Osman Bey’in amcası Dündar Alp’in kişiliğinde, beyliği kapmak için yapılan ihtiraslar, düşmanla anlaşmalar, çeşitli entrikalar temsil edilmektedir. Toplanan meclis içerisinde ise, ileri gelenlerin düşünceleri dikkatle dinlenmekte, son kararının ise Osman Bey tarafından verilmesine kimse itiraz etmemektedir. Roman boyunca seçilen karakterler sayesinde, her türlü ilişki gözde canlanacak şekilde anlatılmaktadır. Sen Jan şövalyesinde Batı Avrupa’nın köleliği öne çıkaran yapısı, Eskişehir beyi Alişar’da, insanların şehevi isteklerin, beylikleri karşı karşıya getirebileceği, Keşiş Benito’da yabancıların beşinci kol faaliyetleri, Moğol çetesinde, moğolların yağmacılığı, kural tanımazlığı tasvir edilmekte, roman okuyan üzerinde çok büyük etki yaratmaktadır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder