17 Şubat 2012 Cuma

MİT’in Gizli Tarihi, Tuncay Özkan


MİT’in Gizli Tarihi, Tuncay Özkan, Alfa Yayınevi, 2003, İstanbul
Türk İstihbarat Teşkilatları ve Milli İstihbarat Teşkilatının tarihi.
(1) Giriş
Türkler tarihleri boyunca gizli servis faaliyetlerinin etkilerine daima açık olan bir devlet ve idari yapı sürdürmüşlerdir. Bizans, İran ve diğer uluslarla ilişkilerde Türklerin gizli servisleri yâda casuslarının çokça başarılı olamadıkları görülmektedir. Türklerin "Çaşıt" (Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre; casus, ara bozmak amacıyla söz taşıyan kimse)  diye ilk zamanlar adlandırdıkları, daha sonra devşirmeler arasından yetiştirdikleri ve "Martolos" adını verdikleri casusları vardır. Ancak karşı casusluk veya casusluğu çözecek bir organizasyonları yoktur. Zaten devletin yönetiminin büyük bir bölümü Türk olmayan ve devşirme olarak adlandırılan gayrı müslimlerin elindedir. Bunların devletin üst kademelerine gelişleri gibi, casusluk faaliyetlerinin kontrolü de hemen hemen imkânsız olmuştur. Örneğin Türkler tarihleri boyunca Çinlilerin casusluk faaliyetlerine karşı koymaya çalışmışlar, bunda başarılı olamamışlardır. Bunlardan Topalar ve Gök Türkler, Çinli hanedanlarca görevlendirilen casusların yarattığı toplumsal kargaşa ve kültür empozesine dayanamayarak önce bölünmüş, sonra da yok olmuşlardır.
Aslında, bir ülkenin istihbarat faaliyetlerine
bakışına dair en önemli ipucunun istihbarat kelimesinin etimolojisi vermektedir. Arapça kökenli bir kelime olan istihbarat kelimesi, ‘yeni öğrenilen haber ve bilgi’ anlamına gelmektedir ve ‘haber ve bilgi alma’ anlamına gelen istihbar kelimesinden türemiştir. Bu kelime içinde yine Arapça kökenli olan haber kelimesi temel oluşturmaktadır. Örneğin haber kelimesinden türemiş, ihbar, muhbir, muhaberat, bihaber gibi sözcükler bulunmaktadır. Burada ihbar kelimesi ‘ele verme’, muhbir kelimesi de ’ihbarcı’ gibi, toplumsal alanda olumsuz çağrışımlar barındıran sözcüklerdir. Bu etimolojik yapının da işaret ettiği üzere, istihbarat kelimesi Türk halkı tarafından saygınlıkla karşılanmamıştır.
Öte yandan, İngilizce konuşan Anglosakson toplumlarda, istihbarat kelimesinin karşılığı ‘”intelligence’ kelimesidir. Bu kelime, ‘zeka’, ‘akıl’, ‘bilgi’ gibi anlamlara gelmektedir. Rusya ve diğer bazı Slav kökenli ülkelerde ‘güvenlik’ kelimesi istihbarat faaliyetlerinde kilit kelimedir. Bu tercihte hep, dış tehlike veya tehdit psikolojisi etkili olmuştur.
            İnsanoğlu ‘gizli’ yi öğrenmenin yollarını aramış ve aramaktadır. Bu nedenle, ‘gizli’ nin bilinmesi için dünyanın en eski mesleklerinden birisi oluşturulmuştur; istihbarat ve haber alma faaliyeti. Yaygın olarak adına ‘casusluk’ denilen ‘gizliyi öğrenme çalışmaları’ önceleri başıboş ve bireyseldi; iktidar sahibin yada iktidarı sahiplenmek isteyenlerin muhbirleri, casusları aracılığıyla yürütülürdü. Kapitalizmin gelişmesi ve ulus devletlerin ortaya çıkmasıyla oluşan yani devlet yapıları, bireyci istihbarat anlayışını devlete çevirmiştir. Çağdaş anlamada kurumsal istihbarat çalışmaların ilk örneklerine 1530’lu yıllarda İngilizlerin Kraliyet Gizli servisini kurmalarıyla rastlanmakta, tarihsel süreçte gizli servisler büyüyüp etkin rol almaya başlamışlardır.
            (2) Birinci Bölüm: İlk Modern Gizli Servis ‘Teşkilat-ı Mahsusa’
                Osmanlı, Avrupa'da gelişen gizli servis ağının ve bunun savaşlar ile ticaretteki etkisinin farkında dahi olmadan yaşamış, bütün bunların dışında kalmıştır. Bunun doğal bir sonucu olarak ülkesini casusların açık pazarı haline dönüştürmüştür. Osmanlı Devleti, batılı mutlak monarşiler gibi homojen bir ulusa ve gelişen bir pazara dayanan merkeziyetçi devlet değildir. Bu yüzden Osmanlılar 19. yüzyıl ortalarına kadar gizli bir haber alma örgütüne sahip olamamışlar ve klasik muhbirliklerle yetinmişlerdir. Osmanlılar, istihbarat servisine en güçlü olduğu 16 yüzyıl da bile gerek duymamışlardır. Ekonomilerini de hep başka ülkelerin mal hareketlerine ve yönlendirmelerine açık tuttukları için, ekonomik casuslukla da hiç alakaları olmamıştır. Ancak Osmanlılarda ve onlardan önce de diğer Türk boylarındaki yazılı kaynaklarda,  yöneticilerin sürekli olarak casusluk faaliyetlerine karşı uyarıldıklarını görülmektedir. Türkler tehlikeyi görmüş, ama önlemini alamamışlardır.
            Türk tarihinde, çağdaş anlamdaki istihbarat çalışmalarına en fazla önemi veren yönetim,  İttihat ve Terakki olmuştur. Amaç dağılan, kum gibi parmakların arasından akıp giden Osmanlı toprağına ve devletine sahip çıkabilmektir. Bu konudaki ilk harcı İttihat ve Terakki'nin üç paşasından Enver, Cemal ve Talat Paşalardan, Enver Paşa atmıştır. 22 Kasım 1881 de İstanbul'da doğan ve 1922 de Türkistan'da Sovyet Kızıl ordusu’na karşı savaşarak ölen Enver Paşa, yaşamı boyunca örgütçü kimliğini hep korumuştur. Her bulunduğu yerde kendisini de  içine alan bir örgütlenmenin  önderi olmuştur. İşte bu örgütlerden biri bugünkü Türk istihbarat örgütü MİT'in de köklerinin bulunduğu "Teşkilat-ı Mahsusa"dır. Ve bu örgüt ulusal bir kimlik taşır. Ülkenin dinamik unsurlarının birleşmesiyle ortaya çıkar. Teşkilat-ı Mahsusa'nın doğuş günleri tıpkı diğer ulusların ağır bunalımlı dönemlerinde ortaya çıkan, düşmana karşı direniş örgütlerinin yapılanmalarını anımsatmaktadır.
            Teşkilat-ı Mahsusa ilk olarak 1909' larda şekillenmiştir. Çekirdek anlamdaki Teşkilat-ı Mahsusa 1911' de Bingazi'de Enver Paşa komutasında bağımsız birliklerle İtalyanlara karşı başarı göstermiştir. Önceleri Enver Paşa’nın, sonra İttihat ve Terakki'nin, daha sonra da son Osmanlı yönetiminin devlet istihbarat servisi olarak çalışan Teşkilat-ı Mahsusa, 1919'dan sonra başlayan Ulusal Kurtuluş Savaşı ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan bugüne uzanan yolda, adlar değiştirerek günümüz Türk istihbarat geleneğinin temelini atmıştır. Teşkilat-ı Mahsusa’nın faaliyetleri arasında 1913 yılında Gümülcine’de Süleyman Askeri "BATI TRAKYA MUHTAR TÜRK CUMHURİYETİ' nin ve Batı Trakya Muvaffak İslam Hükümeti " adı altında bir hükümetin kurulmasını sağlamak da bulunmaktadır. Türk tarihinde bilinen en eski ve şu an için ilk Cumhuriyet bu olmuştur. Bu hükümet 25 Ekim 1913’e kadar yaşayacaktır.
            Teşkilatın organizasyonu altında, üyeleri arasında, bir süre görev alan önemli bir ad da Mustafa Kemal'dir. Teşkilat hakkında geniş bir araştırmayı bu konudaki en önemli kaynak olan Eşref Kuşçubaşı'nın anlatımları ve belge destekleriyle gerçekleştiren Phillip H. Stoddard, Teşkilat-ı Mahsusa adlı Princeton Üniversitesi'ne sunduğu doktora tezinde bu konuyu gündeme getirmektedir. Atatürk de Balkanlardaki mücadeleler ve 31 Mart vakasının ardından, topraklarını savunmak gereğini duyan pek çok gönüllü subay gibi teşkilatın organizesi altına girmiştir. Mustafa Kemal Ekim 1905'de Şam’da gizli olarak Vatan ve Hürriyet Cemiyeti'ni kurmuştur. Daha sonra bu küçük ve etkisiz cemiyetler birleşerek İttihat ve Terakki çatısında toplanmıştır. Mustafa Kemal İttihat ve Terakki'ye 29 Ekim 1907 de üye olmuştur. Bu üyeliğin ardından İttihat ve Terakki kendisini 1908’de Avusturya-Macaristan hükümetinin Bosna Hersek sınırına yaptığı yığınak ile ilgili bilgi toplamak için gizlice ve askeri istihbarat amaçlı olarak Kasım ayında Bosna'ya göndermiştir. Mustafa Kemal bu görevi yerine getirirken ilk kez çıktığı yurtdışı görevinde Taşlıca'da 35. Tugay Komutanı olan Binbaşı Fevzi Çakmak ( Daha sonra Mareşal Fevzi Çakmak ) ile de tanışır ve ondan çokça bilgi toplar. Dönüşte gayrı resmi gizli raporunu veren Mustafa Kemal'e göre yığınak, Sırplara karşı yapılmaktadır. Daha sonra diğer gönüllü subaylarla birlikte Mustafa Kemal de Trablusgarp cephesinde Teşkilat-ı Mahsusa ile hareket etmiştir. Mustafa Kemal'e Trablusgarp'a ilk gidiş görevini veren İttihat ve Terakki Cemiyeti'dir.  
            (3)İkinci Bölüm: Karakol Örgütü
                Teşkilat-ı Mahsusa’nın İngilizler tarafından kapatılmasından sonra yeni bir örgüt kurulması ihtiyacı doğmuştur. Galatalı Şevket Bey’in başkanlığında kurulan örgütün adı Baha Sait Bey'in isteği üzerine Kara Vasıf Bey ile Kara Kemal Bey'lerin adlarından esinlenilerek KARAKOL olarak belirlenir. Örgüt öncelikle İttihatçılara ve Teşkilat-ı Mahsusa'cılara karşı girişilen saldırılara karşı koyacaktır. Ancak daha sonra bu yapılanma giderek genişler. Bireysel savunmanın yerini Anadolu'nun düşmandan kurtarılması için genel bir karşı koyuş alır. Burada örgüt, Karadeniz kıyıları, Ege ve Doğu Anadolu'da güçlü bir şekilde örgütlenir.
            1919 yılında Mustafa Kemal daha Samsun'a çıkmadan önce Fethi Bey (Okyar) aracılığıyla bir gizli örgütün kuruluş çalışmalarından haberdar edilmiştir. Ancak bunun adının Karakol olduğu söylenmemiştir.  Örgüt, çalışmalarında Mustafa Kemal'in yanında yer aldığını belirtmekle birlikte, gizliden bir başka düşünceyi de geliştirmeye çalışmaktadır. Bunda yurtdışında bulunan İttihat ve Terakki önderlerinin direktiflerinin etkili olduğu muhakkaktır.  Bu amaç, Mustafa Kemal hareketinin İttihat ve Terakki uzantısı olduğu havasını yaymak, hatta ikna edilmesi durumunda Mustafa Kemal'i bu çizgiye çekebilmektir. Daha sonra örgütün İttihatçılık propagandalarına karşı önlemler alan, örgütü kendi direktifleri doğrultusunda çalıştırmaya özen gösteren Mustafa Kemal, bunda tam anlamıyla bir başarı sağlayamamıştır. Ancak örgütün geniş istihbarat ağından ve İstanbul'daki etkinliğinden son noktasına kadar yararlanmıştır.
            Karakol örgütü milli mücadele sırasında Anadolu hareketinin lider kadrosunu İstanbul’dan kaçırır. Ankara hükümetinin bel kemiğini oluşturacak Fevzi Çakmak, Kazım Orbay, Saffet Arıkan, Kazım Özalp gibi kumandanları Karakolcular, Anadolu' ya başarıyla geçirmiştir. Karakol örgütü 1919 ile 1921 arasında tam iki bin subayı Anadolu' ya kaçırmayı başarmıştır. Örgütün parolası daha sonra Kurtuluş Savaşı'nın sloganı haline gelen "Ya istiklal ya ölüm" dür. Örgüt yapısal olarak: Basın, propaganda, casusluk olarak üç bölüme ayrılmıştır. Basın ile ilişkilere büyük önem verilir. Çünkü İngilizler başta olmak üzere Ankara hareketine karşı çıkan herkes basın yoluyla halkı etkilemeye çabalar ve başarılı olur. İlerleyen yıllarda Karakol Örgütünün İttihatçı yapısı Mustafa Kemal’i rahatsız eder ve Hazma ve Mim Mim adlı yeni teşkilatların kurulması sağlanır.
            (4)Üçüncü Bölüm: Askeri Polis Teşkilatı
                 Örgütler arasındaki dağınıklık ve istenilen şeylerin tam olarak yapılamaması, Ankara hükümetini tedirgin etmektedir. Bu örgütler arasında tam anlamıyla benimseyebilecekleri bir tanesi yoktur. Düşman istihbarat birimleri Anadolu’da her türlü yalanı, parayı ve gücü kullanarak halkı Ankara hükümetine karşı kışkırtmaya çabalarken bir gizli servisin yokluğu büyük açık yaratmaktadır. Bu sırada ordunun içine de sızan ajanlar propagandalarıyla savaş gücünün ortadan kaldırılması için yoğun çaba göstermektedir. Kurulacak yeni bir teşkilat ile casusların faaliyetlerinin izlenmesi, bunların etkisiz kılınmasının sağlanması ve propagandalarına karşı durulması amaçlanmaktadır.  Milli Mücadele aleyhine çalışan Türk ve azınlıklar saptanacaktır. Ayrıca düşman bölgeleri hakkında casuslar aracılığıyla bilgi toplanacaktır. Diğer örgütlerden gelen istihbaratların Genelkurmayca da yeterli bulunmaması da bu teşkilatın oluşturulmasında etkendir. Güçlü bir istihbarat örgütünün varlığına duyulan ihtiyaç her kesimde dile getirilmektedir. Kuvayı Milliye Hareketi bu istihbarat açığını kapatmak ve gelen istekleri karşılayacak bir örgüt oluşturulması için çalışmalara başlanır. Bunların sonucunda askeri ağırlıklı bir örgüt kurulur. Resmi yazışmalarda oluşturulan örgüt (P) teşkilatı diye adlandırılır. Bu teşkilat tamamen asker üyelerden oluşur. Askeri Polis Teşkilatı yaptığı iyi çalışmaların yanı sıra içine girdiği, hem de kısa zamanda girdiği yetki aşımı, lakaytlık, görev bilinçsizliği ve gizliliğe riayet etmeme nedenleri gerekçe gösterilerek kurucusu bulunan Erkânı Harbiye Umumiyeti Riyaseti yani Genelkurmay Başkanlığı tarafından Fevzi Çakmak Paşa'nın imzaladığı karar ile kaldırılmış sayıldı. Bunda en önemli etken ülkenin kaderini elinde bulunduran TBMM'nin gösterdiği karşı tepki olmuştur.  Meclisin gizli servisin çalışmalarına karşı getirdiği eleştiriler haklı ve yerinde görülmüştür, bu mekanizma bugün ne yazık ki işletilememektedir.
            (5) Dördüncü Bölüm: Milli Amele Hizmet (MAH) veya Milli Emniyet Hizmetleri (MEH)
              1922 ile 1926 yılları arasında istihbarat çalışmalarını aktif olarak Genelkurmay İstihbarat Dairesi yürütmüştür. Bu çalışmalar sırasında diğer gruplar da onlara yardımcı olur. Bu dönemde özellikle Kafkaslar ve diğer kaybedilmiş topraklarda Teşkilat-ı Mahsusa' nın oluşturduğu birimler faaliyetlerini sürdürdüler. Bunlar Almanya ve Sovyetler arasında gidip gelen Enver, Talat ve Cemal Paşalardan emirler aldılar. Buralarda Kızılorduya karşı önemli sabotaj ve direniş örgütlenmeleri gerçekleştirdiler. Bu nedenle her üç paşa da Kızılordu ve Ermenilerce öldürülmüştür.
            Savaş sonrası günlerde de Türkiye istihbarat örgütlerinin çok yaygın faaliyetlerinin gözlendiği bir ülkedir. Almanlar, İngilizler, Fransızlar, Sovyetler, Amerikalılar istihbarat çalışmalarında Türkiye'yi üs olarak kullanmışlardır. Almanlar ile İngilizler o dönemde Türkiye'de en iyi istihbarat ağına sahip iki ülkedir. Ancak onlarla karşı karşıya gelecek bir Türk istihbaratı yoktur. Ordu istihbaratı savaş sırasında bu görevi üstlenmiş, ancak sonrasında ne olanakları ne de elemanları açısından yeterlilik gösteremez duruma gelmiştir.  İşte bu günlerde kendisini iyiden iyiye hissettirmeye başlayan bir istihbarat teşkilatının boşluğunu doldurmak üzere hükümet yeni kararlar alır. Mustafa Kemal yeni ve güçlü bir istihbarat teşkilatı istemektedir. Bunun için dünyanın saygın istihbaratçılarından Albay Walter Nikolai ile temasa geçilir. Nikolai Alman gizli servisini genişleten, gizli polis teşkilatını kuran kişidir. Nikolai Türkiye için hazırladığı istihbarat planlarıyla birlikte 1926 yılının Ekim ayında gizlice Türkiye'ye gelir. İstanbul'da Yıldız Sarayında özel olarak seçilmiş Türk istihbaratçılarına bir dizi konferanslar veren Nikolai, bu konferanslara katılanlardan oluşan bir çekirdek kadro ile 1926 Aralık ayında Ankara'ya getirilir. Hacıbayram yakınında Keskin sokakta kiralanan bir binada Nikolai'nin başkanlığında toplanan ve çalışmalarına başlayan bu ekip, Türk istihbarat biriminin yönetici kadrosunu oluşturur. İlk MAH Başkanı Albay Ali Şükrü Ögel olur.
            1926–1927 yılları arasında oluşan yeni teşkilat 1965'e kadar uzanan zaman diliminde çok önemli çalışmalar yapmış, büyük tartışmaların odağında yer almıştır. Nikolai tarafından bir başkan, 13 yönetici personel ve dört şube şeklinde örgütlenen MAH'ın örgüt şeması, Başkan ve altında sıralanan şubelerden oluşmaktadır. Bu şubeler:
a) İstihbarat ( Espiyonaj )
b) Müdafaa ( Karşı espiyonaj )
c)  Propaganda
d) Teknik işler
Teşkilatın A şubesi milli savunma kadrosundan askerlerce, B şubesi Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığı personelinden, C şubesi Dışişleri Bakanlığı personelinden, D şubesi ise asker ve sivil kişilerden karşılanmıştır. C şubesi sonradan kapatılmıştır.
            27 Mayıs 1960 MAH içinde bir dönüm noktasıdır. Askerler yönetime gelir gelmez yaptıkları incelemelerde darbenin yıllar öncesinden bilindiğine dair belgeleri görürler. MAH kadrolarına karşı askerler büyük bir operasyon başlatırlar. Teşkilatın yüzde 90'a varan kısmı tasfiye edilir.
            1965 yılında hazırlanan yeni bir istihbarat örgütü yasası Meclise sevk edilir. Bu yıllardır yeraltında bulunan, kuralları ve çalışması gizli olan bir devlet örgütünün yerüstüne çıkarılmasıdır. İnönü karma hükümetinin Meclise sevk ettiği yasa MAH'ı MİT'e dönüştürmektedir. Bu sadece bir ad değişimi demek değildir. Yeni hazırlanan Anayasa'ya da uygunluk yaratılmaktadır. Yani yasallık getirilmektedir. Türk gizli servisi var kılınmakta, adı konmaktadır. Pek çok yabancı araştırmacı bu dönemde Türk gizli servisinin adını bilemedikleri için "Emniyet" diyerek, Türkiye'de polis örgütüne karşılık gelen bu kurumu gizli servis saymaktadır. Bu da doğaldır. Çünkü MAH'ın kadrosu ve yasal hiç bir düzenlemesi yoktur. Milli Emniyet Hizmetleri olarak adlandırılan gizli servis çalışmaları, Milli İstihbarat Teşkilatı bünyesinde yürütülecektir.
            (6)Beşinci Bölüm: Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT)
                 MAH, yani gizli servis, 6 Temmuz 1965 tarihinde çıkartılan 644 sayılı yasa ile artık yeraltı örgütü olmaktan çıkıp, bir haber alma teşkilatı haline dönüşür. Yasal düzenleme istihbarat çalışmalarına çok şey kazandırmıştır. Yasa, İçişleri Bakanlığı 2 numaralı cetvelinde Emniyet Müfettişi veya uzmanı kadrosunda bulunan bütün MAH elemanlarını, MİT bünyesine geçirdiği gibi, Türkiye'de bu alandaki ilk örneği de oluşturur. MİT'in bugünkü ana yapısını ortaya koyan düzenleme, bu yasaya ve 1983 yılında gerçekleştirilen düzenlemeye dayanılarak yapılmıştır. MİT Müsteşarlığı Makamı da bu yasayla ilk kez oluşturulmuştur. Yasaya göre MİT Müsteşarı, Milli Güvenlik Kurulu'nun görüşü, Başbakanın oluru, Cumhurbaşkanı'nın onaması ile göreve getirilir. MİT personeli diye, teşkilatta çalışan ve yasalarla belirlenen sınırlar içinde yazılı ödevleri yerine getiren kimselere denir. Yasanın bütününe göre MİT’in görevi özetle:
       "Devletin milli güvenlik politikası ile ilgili planların hazırlanmasında esas olacak askeri, siyasi, ticari, iktisadi, mali, sınai, ilmi, teknik, biyografik, psikolojik ve milli güvenlikle ilgili istihbaratı devlet çapında toplamak Başbakana, Milli Güvenlik Kurulu’na ve gerekli resmi makamlara ulaştırmak, yaymak, istihbarat ile uğraşan bütün daire ve kurumlar arasında koordinasyon sağlamak, psikolojik savunma icaplarını yapmak ve istihbarata karşı koymak" olarak belirlenmiştir.
            Ama bunlara karşın gerekli yapının sağlıklı ve güvenilir bir şekilde oluşturulmasına olanak da yaratılmamıştır. Bütçesi düşmüş ve siyasi beklentisi bol bir kuruluş haline dönüştürülen MİT, bunun acısını çokça çekmiştir. MİT istihbarat için yaşamsal önemdeki ve olmazsa olmaz kurallardan biri olan istihbaratın koordinasyonunda dahi, diğer kuruluşlara söz geçirememiştir. Yasa'da devlet düzeyinde iç istihbarat uygulamaları da kendisine bırakılmasına karşın MİT, bu alanda hep tartışmaların göbeğinde bulunmuş ve ve diğer kuruluşların istihbarat birimlerinin ateşi altında kalmıştır. İç istihbarat konusunda MİT'in düzenlediği raporların yarattığı fırtınalar sonunda hep MİT zararlı çıkmıştır. Çünkü bu alan rant ve çıkar açısından karanlık odakların politika ve bürokrasiyle kol kola gezdiği yollardır. Bunlara MİT'in gücü hiç bir zaman yetmemiştir. Örneğin kamuoyuna "MİT raporu skandalı " olarak yansıyan olay buna en iyi örnektir. 1987 yılında siyasi baskıların da yazılmasında etkili olduğu raporun içinde yer alan adlar ve ithaf edilen suçlamalar o denli büyüktür ki, sistem kendini korumak için MİT’i kurban vermiştir. Rapordaki suçlamalar ve suçlananlar hakkında bir işlem yapılmamıştır. MİT'ten halk korkmakta ama bürokrasi bunun tam tersine bir tutum izleyerek yasal zorunlulukları açısından vermesi gereken bilgileri dahi MİT'e sağlıklı ve düzenli bir şekilde iletmemektedir. Yasasında kendisine verilen yetkiler karşılaşılan bu iç direnç nedeniyle MİT' çe kullanılamamaktadır.
            Ancak istihbarat konusunda sadece MİT veya asker değil Türk insanı ve oluşturduğu kurumlarında da büyük bilgisizlikler ve başıboşluklar yaşanıyor. Örneğin bir Ortadoğu kökenli öğrenci doktora veya master çalışmasını gerekçe göstererek Türkiye'nin su veya diğer enerji rezervlerinin yerleri ile buralara ilişkin en ince ayrıntılara kadar bilgi toplayabiliyor. Ama bu kişinin kimliğine ilişkin bilgiler, bunları veren kuruluşta yer almıyor. Bir yardımsever memur Türkiye'nin teknik yapısına ilişkin bilgileri bir kalemde karşı tarafa iyi niyetli ama bilgisizce aktarabiliyor. Çünkü bu konuda gizlilik masalı eğitimsizliği ve bilgisizliği beraberinde getirdiği gibi, bunları örten de bir perde oluyor. Bu yüzden kifayetsiz ama muhteris yöneticiler yurtdışında yayınlanan gazetelerden alarak Türkiye'ye gönderdikleri haber metinlerinin üzerine kırmızı k "Çok Gizli" damgaları basabilmektedirler.
            Siyasi çekişmeler yıllar yılı MİT'i en çok yaralayan etkenler arasında bulunmaktadır. Örneğin darbeleri öyle veya böyle Süleyman Demirel'e her seferinde öncesinden haber veren MİT, sonuçta hep Demirel tarafından " MİT Afrika'daki kabilelerin içinde ne olup bittiğini bildirir ama darbeleri haber vermez" denilerek eleştirilmiştir. Oysa MİT'in yurdışı istihbarat açısından öyle Afrika'daki bilgilere ulaşması çok kolay bir olgu değildir. Çünkü bu bir parasal ve eğitimsel sorundur. MİT açısından son yıllardaki atağı dışında ne para ne de eğitim olanakları yurtdışı haber toplamada elverişlidir. MİT dış istihbarat açısından batılı müttefiklerine bağımlı bulunmaktadır
            Türkiye demokratikleşemediği, kurumsallaşamadığı, kaynaklarını doğru dürüst kullanıp ekonomik açıdan büyüyemediği için hiç bir şey yapamamaktadır. Siyaseti ise siyasetçisinin ilkesiz yapısı, korkaklığı yüzünden ülkeyi yönetecek büyüklüğe ulaşmamaktadır. Türkiye; işadamı, bürokrat üçgeninde oluşan güç merkezlerinin çekiminde üretmeye çalıştığı politikalarla aradığı siyasi istikrarı bulmak bir yana, elindekilerden de olmaktadır.  Bunun istihbarata uzantısında ise kurumlaşamayan, üretemeyen, pısırık ya da istihbarat ile ilgisi olmayan sivil örgütlenmelerden uzak, askeri oluşumlar ortaya çıkmaktadır. İstihbarat siyasi güç ile doğrudan ilgili bir yapılanmadır.
            MİT'in nitelikli ajandan daha çok, uzun yıllar sıkıntısını çektiği en önemli yönetsel sorun, nitelikli ve istihbarat olayını kavrayabilmiş yönetici problemidir. Bu uzun yıllar asker gölgesinde ast-üst, terfi-tayin ikilemi arasında bir türlü çözümlenememiştir. Bu açmaz 1994 yılından sonra kırılmıştır. Teşkilat şemasında 1995'e kadar ki yapılanma şu şekilde oluşmuştur. Müsteşar en tepededir. Yetkileri mutlak ve tartışmasızdır. İç hizmet yönetmeliği her konuda onu en etkin kişi kılmıştır. MİT'in sorumlu olduğu kişiler ve makamlar ise Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı ile Milli Güvenlik Kurulu ve Genel Sekreteridir. Onun altında ise ona karşı sorumlu bulunan isteğe uygun olarak doldurulan ve sayısı belirlenen Müsteşar Yardımcılıkları bulunmaktadır. Bunların altında ise İç İstihbarat, Dış İstihbarat,  ETİ olarak adlandırılan Elektronik İstihbarat - Bilgi İşlem- Dokümantasyon, Psikolojik İstihbarat, İdari İşler olarak adlandırılan diğer birimlerdeki Genel Müdürlük statüsündeki Başkanlıklar ile yine aynı konumda bulunan Bölge Başkanları bulunmaktadır. Bunların dışında ise Ekonomik İstihbarat Başkanlığı gibi ihtiyaca göre şekillenen ve yapıları ile sayıları belirlenen Daire ve Şube Müdürlükleri oluşturulmuştur. MİT yasasıyla bir de Milli İstihbarat Koordinasyon Kurulu çalışmaya başlamıştır. MİT Müsteşarı’nın Başkanlığında Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri veya Yardımcısı, MAH Dairesi Başkanı (İstihbarat Başkanı), Genelkurmay İstihbarat Başkanı veya Yardımcısı ile bakanlıklardan gelen istihbarat uzmanı görevlilerden, diğer istihbarat birimlerinin temsilcilerinden ve MİT Müsteşarı'nın toplantıya çağıracağı kişilerden oluşan kurul,  durum değerlendirmesi yapıp, strateji belirlemektedir. Ancak bu kurul çok önemli işlevlerin yerine getirilmesi ve istihbaratın değerlendirilmesi açısından yaşamsal önem taşımasına karşın, 1992 ile 1995 yılları arasında toplantılara katılanların ilgisizliği – yetersizliği nedeniyle toplanamamıştır. Bu kurum çalıştırılmazken, İçişleri Bakanlığı bünyesinde oluşturulan bir değerlendirme kurulu, ilgisiz ve yetersiz kişilerin katılımı ile bu boşluğu doldurmaya kalkmıştır. Sonuç ise Türkiye'nin istihbarattaki koordinasyon eksikliği ve zaafını ortaya çıkarmıştır. Buna en acı örnek Elazığ ve Bingöl arasında yitirdiğimiz 35 erimizdir. Yani olaydan önce istihbarat organları bunu haber alıp, icra organlarına bildirmiş olmasına rağmen, önlem alması gerekenler buna kulak asmayıp, iyi değerlendiremedikleri için üzücü katliam gerçekleşmiştir.
            MİT bugüne kadar kapalı bir kutu gibi durmuş, ona yaklaşmak, uygulamalarını eleştirmek bir kaç örneği dışında hiç gerçekleşmemiştir. MİT ya yerden yere vurulmakta ya da korkulmaktadır. Sağlıklı bir tartışma ve değerlendirme için ne ortam ne de yeterli belge ve bilgi elde mevcut değildir. Bugün Türkiye'nin istihbarat çalışmalarının tarihsel bir süzgeçten geçirilerek tartışmaya açılmasında büyük yararlar vardır. Bu konudaki tartışmalar; skandallar ve savaşlar döneminde değil, barış ortamlarında ve duygusallıktan uzak kalınarak yapılmalıdır. Demokratikleşmenin en önce yaşanması gereken yer MİT olsa gerektir. Çünkü fikirlerin özgür tartışılmadığı, klasik emir komuta zincirlerinin hakim olduğu yapılardan bugünkü dünyayı anlamasını ve buna uygun istihbarat senaryoları üretmesini ve gerçekleştirmesini beklemek hata olur. Artık önümüzde kaoslar ve bölgesel konumu ile Dünya için taşıdığı önem yüzünden 2000 yılına çok zor şartlar altında girecek bir Türkiye vardır. İç dengeleri ve dinamikleri oturmamış, kurumlaşamamış, sanayileşememiş, Cumhuriyet rejiminin gereklerini ifade özgürlüğü, hukuk anlayışı, eğitim ve sağlık sistemleri açısından yerine getirememiş bu toplum 20 yüzyıl boyunca savaşların, didişmelerin tam ortasında oldu. 21. yüzyılda da aynısını yaşayacaktır. Buna hazırlıklı olmalı ve yeniden tüm alanlarımızda süratle, sağlam temeller atarak ilerlememiz gerekmektedir.
            Devlet düzeyinde istihbarat yapmak yükümlülüğüne  sahip olan MİT, yeni düzenlemede de  öncelikle yasasından kaynaklanan ağırlığını ve bağlarını korumaktadır.. Bunlar Cumhurbaşkanı, Başbakan, Milli Güvenlik Kurulu ve Genel Sekreteri, Genelkurmay Başkanı olarak sıralanmaktadır. MİT bu yapıya bilgi aktarmak zorundadır. Kurum Başbakan'a bağlı olarak çalışmaktadır. Bu yasasından kaynaklanan bir zorunluluktur. Yeniden yapılandırılan iç düzenleme ise şöyledir:
            Müsteşar en etkili ve tek söz sahibi konumundadır. Bu konumla yetki ve sorumluluk sınırları iyiden iyiye belirgin duruma getirilmiştir. Müsteşar'ın altında ve  ona bağlı hizmet veren yeni yapılanmada ise;
1.                     İstihbarat Başkanlığı
2.                     Operasyon Başkanlığı
3.                     Psikolojik İstihbarat Başkanlığı
4.                     Elektronik Teknik İstihbarat Başkanlığı
5.                     Bilgi Sistemleri Başkanlığı
6.                     İdari İşler Başkanlığı
7.                     Personel Başkanlığı
8.                     Eğitim Başkanlığı
yer almaktadır. Yeni yapılanmada eskisinden farklılaştırılan şey, istihbarata bir bütün olarak bakılması konusudur. MİT yeni yapılanmasında istihbaratı iç ve dış olarak tasnif etmemekte ve bunları kendi alt dallarına ayırmamaktadır. Bu amaçla oluşturulan İstihbarat Başkanlığı:
1.                 Tehditler
2.                 Kontrespiyonaj
3.                 Stratejik İstihbarat
olarak kendi içinde yapılandırılmış durumdadır.  Bu ünite istihbaratı hangi alandan gelirse gelsin toplayacak ve değerlendirme, koordinasyon çalışması için Stratejik İstihbarat birimine aktaracak, bilginin olgunlaştırılarak alıcıya sunulması bu birim tarafından gerçekleştirilecektir. İstihbarat Başkanlığı bir nevi MİT içindeki bilgi havuzu haline getirilmiştir. Yeni oluşturulan Operasyon Başkanlığı ise şimdilik yurtdışı istihbarat çalışmalarıyla görevlendirilmiş bulunuyor. Bu birimlerin altında da yine 13 ildeki Bölge Başkanlıkları yer almaktadır. Bölge Başkanları aynı zamanda direk olarak Müsteşar'a bağlı bulunmaktadırlar. Ayrıca 1995 yılı içinde gerçekleştirilen yeni bir uygulamayla MİT binalarının korunmasında askerlerin rolü giderek azaltılmaktadır. MİT binalarının korunması için içerde özel bir koruma birimi oluşturulmuş durumdadır. Bu birim Genelkurmay ile yapılan protokole bağlı olarak zaman içinde askerlerin boşalttığı yerlerde koruma işini üstlenmektedir.  Bu birimin korumayı tamamen ele almasının Genelkurmay'la yapılan görüşmelerin sonucuna bağlı olacağı kaydedilmektedir. MİT içinde belki en temel sorun eğitim konusunda ne gerekli altyapı yatırımlarının ne de akademik gelişimin yeterince olmamasıdır. MİT üniversiteler, bağımsız bilgi üretecek ve üreten kuruluşlar, uzmanlar ile ilişkide sıkıntısı olan bir kuruluştur. Kendi içindeki eğitim koşullarının da yetersizliği ortadır. MİT bilgi üreten kuruluş denilince kendisine bağlı ama bünyesinin dışında faaliyet gösteren kuruluşları algılamaktadır. Bağımsız karar mekanizmaları hala onu ürkütmektedir. Bu alandaki eksikliklerin MİT için büyük sorunlara yol açacağı kesindir.
            Ayrıca bu konudaki yatırımlar MİT'in demokratikleşmesinin de anahtarı olacaktır. Kitabın bu değerlendirmeler dışında kalan bölümlerinde MİT in tarih boyunca gerçekleştirdiği ASALA operasyonlarından Abdullah Öcalan’ın Türkiye’ye getirilişine kadar bir dizi operasyon hakkında bilgi vermekte MİT mensupları ile yapılan söyleşilere yer vermektedir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder